AKIL OYUNLARI’NDAN BAŞARMAK ÜZERİNE

∎ Tahmini Okuma Süresi: 3 Dakika ∎

   Lise yıllarım olduğunu anımsıyorum, Akıl Oyunları’nı TRT’de izlediğimde. Nash’e Nobel Ekonomi Ödülü verildiği sahnede dayanamayıp mutfakta gözyaşını yanağımda eritip döktüğümde. Öyledir ki bu satırları yazarken de bir duygulanma içerisine giriyorum. Beni bu duygulanmaya sevk eden, dram filmi olması ve ödül töreni sahnesinin de dram filmine yakışır bir duygusallıkta olmasından ötedir. Ondandır ki bu yazı, hem film üzerine hem de filmden bir süre sonra ‘’başardım’’ cümlesini kurduğum süreç üzerine yazılıyor. Bu yazı bazı alıntılar sunsa da sizlere filmden özet sunmuyor. Filmi izlemeniz ve büyüsünü kaçırmamanız gerek diye düşünüyorum.

“Hiçbir şeyden emin olamayız John. Emin olduğum tek şey bu.”

   Filmi kısaca tanıtacak olursak; yönetmenliğini Ron Howard’ın yaptığı 2001 yapımı bu filmde, Nobel ödüllü Amerikalı matematikçi John Nash’in hayat hikâyesini anlatan biyografik dram filmi. Nash’in hayat hikâyesinin Sylvia Nasar tarafından aynı adla kitap yazılması ve sonrasında beyaz perdeye aktarılmasının nedeni, Nobel almasının yanı sıra kuşkusuz şizofreniye karşı “aklı” ile verdiği mücadeledir. Her akıl sağlığı bozucu rahatsızlığın bu şekilde –filmden gördüğümüz kadarıyla diyecek olursak- tedavisi mümkün olmayabilir ancak burada kontrolü elde olabilecek durumlar için bir mücadelenin sonunda “başardım” cümlesinin kurulmasını yansıttığı aşikâr. Karakterimiz kariyerinin en güzel zamanlarında sanki yanındaymış gibi gördüğü, hissettiği üç sanrı kişisini; görmezlikten gelerek, hissetmeyerek, duymayarak kendi kontrolünü elinde bulunduruyor. Başka insanların sizin kontrolünüzü aşacak şekilde sizin yaşamınızda olması ve yönlendirmesi de buna benzer…

-Evren ne kadar büyük?
-Sonsuz.
-Nereden biliyorsun?
-Çünkü bütün veriler bunu gösteriyor.
-Ama henüz kanıtlanmadı, gözünle görmedin, nasıl emin olabiliyorsun?
-Bilmem sadece inanıyorum.
-Sanırım aşk da aynen böyle.

   Başka insanlardan ziyade canlı ya da cansız unsurlar da bizlerin kontrolünü elinden alabiliyor mu? Kuşkusuz alabiliyor. Kanıtım, zamanında teşhisi konulmuş dikkat dağınıklığı ve bu dikkat dağınıklığına neden olan durumları bilmemdendir. Liseden mezun olup üniversite sınavına bir kez daha hazırlandığım –mezuna kalmak dediğimiz durum- zamana kadar dikkat dağınıklığı ve bu dikkat dağınıklığının matematik dersime olan etkisine maruz kaldım. Yer yer ilaç da kullandım ama nafile. Mesele sadece ilaçla değil, kişinin kendi içindeki kara sesi duymaması gerekmiş. O kara ses “Yapamıyorum, yapamayacaksın, niye yapamıyorum?” naralarıyla cirit atıyordu aklımın içinde. O kara ses de birden dinmedi elbette. Aşama aşama “yapabilirim” demelerle dindi. Bir gün geldi ki o sesin yerine gelen “yapabilirim” aklımla birlikte vücudumun her yerine yayılan bir şifalı şerbet oldu. O şerbet ki nasıl sıcağın ateşini, soluksuz kalmanın tıkanıklığını alır; işte öyle bir şekilde yapamam sözünün ateşini ve yapamayacağım demenin tıkanıklığını söküp atıyordu. Kendime ve işime odaklanıyordum. Daima “yapabilirim” ve “yapacağım” diyordum. Öyle ki bu söz filmdeki ana karakterimiz ile beni bir noktada buluşturuyordu. O nokta ki “başardım” denilen noktaydı.

   Kendimi ödüllü bir matematik profesörü ile buluşturan belki de yola girip, yolda olup ve yolun sonunda da kendimizin istediği yere varabilmek. Sayın Nash’i, alanı ve şizofreni ile mücadelesiyle bilsek de tam anlamıyla bilemeyiz. Ben ise sürecimin her bir zerresini içtiğim için mücadelemin sözünü etme hakkım vardır. Kısa vadede odaklanmayı elde etmek istedim. Elde edebildim mi peki? Evet, elde ettim ama arada odaklanacağım andan taviz vermeden, taviz verdiğim anlarda ise en kısa sürede geri dönmem kaydıyla.

   Matematikle aram nasıl? Matematik ile kavgalı değilim, temel düzeyde ilgili ve bilgiliyim. Barışmamın meyvesini sınav odaklı düşündüğümüzde tam alamasam da günümüzde problemi çözme yoluna girişiyorum. Başarıyor muyum? Evet, “Zafer, zafer benimdir diyebilenindir. Başarı ise başaracağım diye başlayarak sonunda başardım diyenindir.” Sözünü gözümden, kulağımdan eksik etmemenin de katkısıyla başarıyorum. Başardım demem gelebilecek nice başarı hikâyelerine perde olabilir.

   İki paragrafta kendime yer vermem ile filmin üzerimde bıraktığı ve devam eden etkiyi anlatabildim diye düşünüyorum. Ağlamalarım bir bakıma karakterin mücadelesinin sonucunu görebilmemden ve her zorluğa rağmen dik bir şekilde durabilmesine olan saygımdandır. Film ile bu doğruda kesişiyoruz elbet. Kendi başarılarımızı yüreğimize ve bizi sevenlerin yüreğine yazmayı dilerken son bir alıntı daha bırakayım:

“Rüyalarımız da kâbuslarımız da öyle değil mi? Onları beslersek hayatta kalırlar.”

Berktuğ Öztürk

Berktuğ Öztürk

Vefa, vicdan, içtenlik sözüyle yaşamda ve düşlerinde olan; Çukurova topraklarının başkenti Adana’dan olan, o toprakların Çukurova Üniversitesinde Okul Öncesi Öğretmenliği okuyan ve eğitim yöneticiliği üzerine kendini gerçekleştirmek isteyen, bu ideali için açıköğretimden kamu yönetimi de okuyan, gücünün bedeninde değil de sözünde, kaleminde olduğunu söyleyen 1998 Kozan doğumlu bir vatandaş.