BİR KÖY GÜZELLEMESİ

Abone Ol 

∎ Tahmini Okuma Süresi: 3 Dakika ∎

     Mahzuni Şerif, “Han Sarhoş Hancı Sarhoş” türküsünde şöyle der:

“Karlı dağlar kara bulut içinde,

Yaylası hüzünlü yöresi bir hoş.

Sevdalı yolcular umut içinde,

Hayalin düğünü töresi bir hoş.”

     Bu türkü benim nazarımda olduğu kadar birçok kişi için de yol şarkısı olma niteliği taşır. Baktığımızda köylerimiz de ya ortasında ya da bir kenarında yapılmış çok şeritli yolların veyahut otoyolların bulunduğu, belki de hiçbir yolun geçmediği ama istenildiğinde elbet varılacak yerler değiller midir?

     Haddimi aşmadan türkünün anlamı ve nihayetinde çözümlemesinde şöyle yerlere vardım: İlk iki dizeye baktığımızda karlı dağların kara bulut içinde oluşu, o karlı dağların kalabalık insan topluluğundan ve bu toplulukların yarattığı birçok şeyden mahrum oluşunu simgelemez mi? Bu ifademi destekleyen, hemen ikinci satırdaki “Yaylası hüzünlü yöresi bir hoş” ifadesidir. Yaylalar niçin hüzünlüdür? Olanak bakımından yetersizdir ama insanların merhameti yücedir. Yayla ifadesini genel olarak kırsala addediyorum ama yaylalar köylere göre daha da olanaksızdır. Kimisi yaz sıcağından kaçmak için kullanır oraları. Evi olan evine gider, göçebe olan çadırıyla yurt eder.

Göçerler de ikiye ayrılırlar tabi. Kimisinin keçileri vardır, onları yaylatmak için -buraların tabiriyle- göçerler kendi evlerinden uzaklara. Kimileri de kendilerini yaylatmak için giderler. Bunlardan apayrı dört mevsim kalanları da vardır ki eğer genel ifadeyle kırsal olarak düşünürsek, işte o yerlerin mevsime göre sefasını da sürerler cefasını da. Kış gelir havalar soğur, yakacak derdine düşülür. Yakacak bulunur ama şehre gitmek gerekir, kar yağan yer de yağmayan yer de çamur içinde kaldığı için yollar aşılmaz hatta açılamaz. Bahar gelir ve işte bahar, kırsal için belki de en tatlı zamandır. 

     Kendi köyümden bir betimleme yapacak olursam eğer; hava ne serindir ne sıcak, günümüzdeki karşılığıyla ideal sıcaklıktadır. Bir yanınızda gelincikler açmıştır, bir yel eser ve önce onların göze kolayca görünmeyen polenlerini saçar, sonra da bizim tenimize ikramlık dondurma misali serinlik verir. Üstünüzde serçeler, kırlangıçlar uçar; hatta çatı arasına yuva da yapmışlarsa “cik cik” sesinin her bir tonunu sunarlar size. Bu güzellikler oralara izinsiz iskân edenler. Karşınızda dağların minyatürü gibi tepeler vardır ve eğer o tepeler de yeşiller içindeyse, gözleriniz yeşilin değişik tonlarının temaşasına girer. O tepeler akşam vakti ayın ışıldak gibi aydınlığını sunarlar, sanırsınız biri sizi rahatsız etmeden aydınlatır. O, yani birisi vardır elbet, eğer siz tasvir ederseniz.

Bu satırları yazmadan önceki günü, yazdığım güne bağlayan gece bir dolunay vardı ki yattığım yeri, duvarı ılık bir aydınlığa kavuşturdu. O sırada göz ucuyla pencereye doğru baktım. Perde de çekiliydi ama ayın durduğu yeri tahmin etmiştim. Tepenin değişik yeşil tonları, geceleyin yerini maviliğe ve siyahlığa bırakıyordu. Mavilik ve siyahlık derken selam olsun Halit Ziya Uşaklıgil’e, selam olsun “Mai ve Siyah” sözüne karşın olan hoşlukla. O sırada içimden dizeler dizmek geldi. Bir yere yazmadım ama aklımda kalan şunlardı:

Bir ışık var yüze vuran ve bir el var o ışığı tutan,

O ışık ki gelir aydan.

Ne o el eksilsin ayın üstünden

Ne de ay gitsin o elden,

Yine ansızın gelsen

Bekler gözlerim yandan.

     Vefa, vicdan, içtenlikle…

Abone Ol 

Berktuğ Öztürk

Vefa, vicdan, içtenlik sözüyle yaşamda ve düşlerinde olan; Çukurova topraklarının başkenti Adana’dan olan, o toprakların Çukurova Üniversitesinde Okul Öncesi Öğretmenliği okuyan ve eğitim yöneticiliği üzerine kendini gerçekleştirmek isteyen, bu ideali için açıköğretimden kamu yönetimi de okuyan, gücünün bedeninde değil de sözünde, kaleminde olduğunu söyleyen 1998 Kozan doğumlu bir vatandaş.