BİR TOPLUMSAL YANSIMA OLARAK DİL

Abone Ol 

∎ Tahmini Okuma Süresi: 4 Dakika ∎

   Günlük yaşantımızda bize rehberlik eden ve hayatı algılamamıza yardımcı olan unsurlardan biri, kullandığımız dildir. Dil, bireylerin duygu ve düşüncelerini ifade etmesine yardımcı olur ve bu sayede toplum içerisindeki etkileşimleri artırır. Her toplumun kendine ait kullandığı bir dil vardır. Dil zamanla öğrenilir ve gelişir. Bireyler kullandıkları dillere karşı bir aidiyet duygusu da geliştirmektedir. Yaşanılan bölgeye bağlı olarak bir milli değer haline gelmektedir. Çünkü kültür ve ideolojiler, dil sayesinde bir diğer nesle aktarılmaktadır. Ulusal değerleri korumak adına dilin korunması da bu bakımdan önem taşımaktadır. Toplumlar dili zenginleştirerek “yaşayan” bir sistem hâline getirmektedir. Örneğin kullanılan atasözleri ve deyimler, o toplumun belli bir zaman içerisinde deneyimlediği olaylar sonucunda oluşmaktadır. Dilin oluşumunda zaman önemli bir olgudur.

   Dili tanımlarken kültür tanımına değinmekte fayda var. İngilizcede “kültür” ve zıt anlamlısı sayılan “doğa”, dildeki en karmaşık kelimelerden sayılmakta. Bu durumun temel nedeni ise kültür kelimesinin etimolojik geçmişi. “coulter” kelimesi “kültür” ile aynı kökenden geliyor ve saban demirinin ağzı anlamında kullanılıyor. Beşerî faaliyetlerinin en temel olanına işaret eden bu sözcük; emek ve tarımdan (agriculture), gelişim (cultivation) ve ürün (crop) kelimelerinden türemiştir. Kültür, başlangıç noktası itibariyle tümüyle maddeye dayalı materyalist bir süreçten gelmiş ve zamanla manevi/tinsel konulara evrilmiştir. Latincede ise “kültür” kelimesinin kökeni tarımda gelişimden, tapmaktan korumaya kadar birçok anlam içeren “colere”dir. Kültür, zaman içerisinde dini bir terim olan kült (cult) hâline dönüşerek kavramsal olarak kutsallığı da barınmıştır. Doğadan üretilen tüm araç ve gereçler yine doğanın dönüştürülmesi için kullanılmıştır. Aynı şekilde kültürü üreten doğa iken, kültür doğayı dönüştüren bir araç olmuştur.1 Kültür, üzerine birçok tanımlama yapılan sözcüklerden biridir.2

   Dil kullanımının toplumsal yönden incelenmesine bakıldığı zaman, belli bir toplumda o topluma ait olan dili kullanmanın önemi görülmektedir. Birey bir topluluk içinde kabul görebilmek için o topluluğun kullandığı dili ve dilin içeriğindeki kültürü benimsemelidir. Dil, bireye kültürel değerin aktarılmasında bir araç olduğu kadar, aynı zamanda bir kimlik de kazandırmaktadır.3 Modern zaman öncesinde, dinsel değerlerin ön planda olmasıyla birlikte dil siyasi açıdan bir sorun oluşturmamıştır. O dönem devletleri, hem siyasi konuşmalarda hem de halk arasında bütünlük içeren bir dil oluşturmaya gayret etmemiştir. Mutlak monarşilerin Avrupa’da güçlendiği dönemde ise merkezi devlet, bürokrasinin önemli bir ihtiyacı olan “halk dili”ne ihtiyaç duymuştur.4

   Fransız devrimiyle beraber gelişen “milliyetçilik” ideolojisi, ulus devletlerin köklü bir geçmişe sahip olduklarını öne sürmelerine sebep oluyor. Bu düşünceyi destekleyen önemli unsurlardan biri de dildir. Dil, toplumlar arasında bütünleşme sağlayan bir araç haline gelmiştir. Özellikle milli bir dil üzerinden tikel dayanışma grupları inşa edilerek, imparatorluklar çağından ulus devletlere geçişte, en etkin kültürel unsurlar arasında dil yer almıştır. Ulus devletlerin resmi dilini ilan etmesi ile ulusal kültür, dil üzerinden kültürel bir bütünleşmenin en önemli unsurlarından birini oluşturmuştur. Böylece dil, topluluktan ulus yaratan kolektif oluşum aracına dönüşmüştür.5

   Ulusların tarihsel bir dayanak oluşturarak köklerini çok eski zamanlara taşıması gayreti, dil aracılığıyla sağlanmaktadır.6 Resmi dil kavramı üzerinden politikleşen ulusal dil, aynı zamanda kültürün bir parçası olarak siyasal bir anlam yüklenen simgeye dönüşmüştür. Resmi dilin öğretilmesi ve ülkedeki diğer topluluklara kabul ettirilmesi ise kültürel bir değer olan dilin aynı zamanda uluslaşmanın bir gereği olarak kabul görmesini sağlamıştır. Ulus devletler resmi dil üzerinden modernizmin homojen toplumunu yaratmak için çaba sarf etmiştir.7 Sonuç olarak dilin bir kültürü inşa etmekte etkili bir tarafı olmaktadır. Dil, bireylerin duygu ve düşüncelerini etkili bir şekilde paylaşabilmesi ve toplum içerisinde yer edinmesinde yardımcı olmaktadır. Zamanla sadece kültürel etkileşimi etkilemekle kalmayıp siyasi anlamda da bir yer edinmektedir. İmparatorluktan, modern devlete geçişte toplum ve devletin içerisinde ideolojileri beslemektedir. Milli kimlik kavramı dil ile birlikte daha fazla ön plana çıkmaya başlamıştır. Toplumlar gelişmeye devam ettikçe ve dil “yaşayan” bir sistem olduğu için zaman içerisinde dilin içeriğindeki önemli tanımlar ve düşüncelerde değişmeye devam edecektir.

KAYNAKÇA:

EAGLETON Terry, Kültür Yorumları, İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 2005.

ANDERSON Benedict, Hayali Cemaatler, İstanbul: Metis Yayınları, 1995.

İpek, İbrahim, “Sosyolojik Bağlamda Kültür-Dil İlişkisinin Uluslaşma Sürecindeki Etkisi”, Uluslararası Beşeri ve Sosyal Bilimler İnceleme Dergisi, 2019.


[1] Terry Eagleton, Kültür Yorumları, İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 2005, 9-11.

[2] İbrahim İpek, “Sosyolojik Bağlamda Kültür-Dil İlişkisinin Uluslaşma Sürecindeki Etkisi”, Uluslararası Beşeri ve Sosyal Bilimler İnceleme Dergisi, 2019.

[3] İpek, “Sosyolojik Bağlamda Kültür-Dil İlişkisinin Uluslaşma Sürecindeki Etkisi”.

[4] İpek, “Sosyolojik Bağlamda Kültür-Dil İlişkisinin Uluslaşma Sürecindeki Etkisi”.

[5] İpek, “Sosyolojik Bağlamda Kültür-Dil İlişkisinin Uluslaşma Sürecindeki Etkisi”.

[6] Benedict Anderson, Hayali Cemaatler, 2. bs (İstanbul: Metis Yayınları, 1995), 150-151.

[7]  İpek, “Sosyolojik Bağlamda Kültür-Dil İlişkisinin Uluslaşma Sürecindeki Etkisi”.

Abone Ol 
Dilara Ahsen Özkan

Dilara Ahsen Özkan

1999 yılında İstanbul’da doğdu. Acıbadem Üniversitesi Sosyoloji Bölümü ikinci sınıf öğrencisi. Kültür ve toplum üzerine çalışmalar ve araştırmalar yapmaktadır. Disiplinler arası bir çalışma ile antropoloji, siyaset, psikoloji gibi konulardan faydalanarak toplumsal olguları incelemektedir.