BİR YAĞMUR HEYECANIYLA ÖZLEMLER

∎ Tahmini Okuma Süresi: 2 Dakika ∎

Aylardır ikametgâhıma yağmurun bir damlası bile düşmediğine, 2 milyon nüfus şahit olmuş olsa gerek. Yağmurun hakkını yemeyeyim, geçen ay az da olsa çilenmişti. Çiselemek anlamına geliyor çilenmek. Adana’nın şehirlisinden tutun köylüsüne kadar herkes hasretti yağmura. Merkezi için konuşacak olursak eğer bu hasretliğimiz sona erdi, bu satırların yazılmasından yaklaşık 10 dakika önce. Bu 10 dakika öncesinde buraların tabiriyle “ekmek (yufka) sular gibi” atıştırmıştı ve ansızın kesilmişti, musluğu kapatmak gibi. Yağmurun heyecanı diye yazmaya başlayacakken yağmurun ansızın kesilmesi heyecanımı da almadı değil. Umutlar bitmeye yakınken yeniden çilenmeye ve sonra hızını arttırmaya başladı. Damlalar çizik çizik ise bilirim ki o yağmur artık uzunca yağar. Yağmurun serinliği, havada bıraktığı tatlı gelen kasveti bizleri cezbediyor. Ses kesildi ve bir mola daha verdi. Belki kaldığı yerden devam eder deyip beklemeli.

   Beklerken de düşünmeli kendisinin kıymetini. Şehirde yaşayan bizler için naneli şeker ferahlığı vermesinin yanında, görünür yerlerde kuruluk kalmayacak şekilde balkon misali sokaklarımızı yıkar ve o sokaklarda ıslatılmış fırça misali -sizlerin sokaklarında da bir tane bile varsa mutlu olacağım- ağaçların yapraklarını sular. Köy yerindeyseniz ve terrarossa ise toprağınız, yağmur sayesinde koyu kızıla çalmıştır. Killi topraklar da sütlü köpüklü bir renge çalar. Karşınızda dağ misali tepeler ve o tepelerde makiler, yemişler, hartlap ağaçları varsa, her birinin renginin birkaç ton koyusu görünür gözünüzde; yağmurun ağaçları yıkaması ve havada bıraktığı bir nebze kasvet ile. Ne de olsa yağmur her birine vernik sürülmüşçesine bir parlaklık vermiştir.

Sosyal Medya Düzenlemesi Banner

   Bu hisler ve betimlemeler bana ve yöreme ait olmakla birlikte, evrensele dönen bir durum vardır ki o da yağmura karşı kahve içmek. Yağmura karşı kahve içmenin asıl keyif veren noktası kahvenin dumanının iki kişinin yekvücut dans edercesine tütmesi ve yukarıya doğru gitmesidir. Dört bir yanınız serin iken, bir kahve sizin içinizi ve dışınızı ısıtarak, yazın dondurma yemenin verdiği serinlik misali keyif verir. Yağmurlu havalarda eğer dışarda isem, kahve içmek yerine tablanın başına oturup şırdan yemeyi tercih ediyorum orası ayrı. O an kahve ne keyif veriyorsa şırdan da o keyfi veriyor bana.

   Yağmur kaldığı yerden devam etmedi. Yağmur devam etmedi ama geçmişten bugüne yağmurun hissettirdiklerini, eyleme geçirdiklerini, şehrin dışarıda geçirdiğim kışını, köyün de bahardaki hâlini özlediğim aşikâr. Belki biraz daha zaman geçerse köye varma olanağı bulabilirim ama şehrin dışarıda geçirdiğim kışını şu durumda geçiremeyeceğim de aşikâr. İnanır mısınız soğukta ya da yağmurda, eve dönmek için ikinci otobüsü beklediğim duraksız yerde; titreyip parmak uçlarımın üşümesini, otobüsü dakikalarca bekleyip beklettiği için sövmeyi bile özledim. Bu yağmur bana eskilerin deyişiyle “irezilliği” özletti.

   Varsın şimdilerde özleminde olalım. Gün gele harman ola da bizim de gönlümüz bayram ede. Çekilen rezilliği de özleyecek duruma düşmeye…

   Vefa, vicdan, içtenlikle…

Instagram Banner
Berktuğ Öztürk

Berktuğ Öztürk

Vefa, vicdan, içtenlik sözüyle yaşamda ve düşlerinde olan; Çukurova topraklarının başkenti Adana’dan olan, o toprakların Çukurova Üniversitesinde Okul Öncesi Öğretmenliği okuyan ve eğitim yöneticiliği üzerine kendini gerçekleştirmek isteyen, bu ideali için açıköğretimden kamu yönetimi de okuyan, gücünün bedeninde değil de sözünde, kaleminde olduğunu söyleyen 1998 Kozan doğumlu bir vatandaş.