BU PARAYA KEBAP YERİM

Abone Ol 

∎ Tahmini Okuma Süresi: 4 Dakika ∎

     İkinci öğretim olmamız hasebiyle akşam dersten çıkmış ve arkadaşlarla döner yemeye gitmiştik. Aramızdan biri, döner yemeye gittiğimiz yere ilk defa gelmişti. Hepimiz dönerleri afiyetle yerken kendine has üslubuyla “Bu paraya kebap yerim.” dedi. Bu söz bizlere pek yabancı değildi, zira Adana’da bir yiyeceğin fiyatı kebap fiyatına yakınsa tercih edilmesi muhtemel olan kebaptır. Yediğiniz yemeğin parası, kebabın parasıyla aynı olmasa dahi bu kıyas cümlesi kullanılır. Yenilen yemek çok paradır demek içindir bir bakıma. Bizim buraların insanı çok çeşitli yemekler yer yemesine de kebap herkesin ortak noktasıdır. Bu ortak noktada buluşabilen insanların buluşma yerleri farklılık gösterir tabi. Kimisi mahallesindeki kebapçıda yer bir buçuk adanasını; kimisi köşe başındaki tezgâhta, kimisi bulvar üstü kebapçılarında kimisi ise fasıllı mekânlarda. 

     Her insan ayrı yerleri de tercih etse, hepsi buraların insanına has kebap yeme keyfine sahiptir. Bu keyfi veren ve benim de pek önemsediğim bir konu var, o da salataların ve mezelerin esirgenmemesi.  Esirgeme durumu olmaz, olursa da giden kişi yüksek olasılıkla memnuniyetsizliğini dile getirir; dile getirmezse de o mekâna bir daha gitmez ve eşe dosta da anlatır olan biteni. Adana kebabının asıl olayı mezeleri zaten. Mekâna göre çeşit artabiliyor ama ezme salata, közlenmiş biber, közlenmiş domates ve yeşillik olmazsa olmaz; bu durum mekânın lükslüğüne bakmadan geçerlidir.  

     Kebapçılar üzerinde doğal bir kontrol mekanizması vardır ve bu genelde de böyle işler. Gidenin bir kişi, iki kişi, on kişi olması fark etmez efendim. İşletmeci için -hele ki kebapçılık değerlerine münhasır biri ise- müşteri değerlidir. Başka memleketleri bilmem ama bizim buralarda garsonu olan kebapçıda, garsonun biri genellikle kapıda olur ve geleni buyur eder. Kimi yerin garsonu da dükkânın önünden geçenlere ya da kebap yemek konusunda kararsız olup dükkâna bakanlara “Buyurun efendim buyurun!” nidalarını bahşeder. Diyelim ki bu nidalara karşı kayıtsız kalamadınız ve içeriye buyurunuz. Bu dakikadan sonra “Hoş geldiniz” sesleri gelir peşi sıra ve -kebapçının yoğunluğuna rağmen- uygun bir yere oturmanız için şef garsonlar yardımcı olur. Bunu belirtmemin nedeni; bu buyur etmelerin, yerleştirmelerin saygılı olduğu kadar içten olmasıdır.

     Masaya oturur oturmaz ne arzu edildiği sorulur ve kebapçıya gidenlerin %98’i -kanıtlanmış bir oran değil tabi-  Adana ister. Kebabınız gelene kadar atıştırma mahiyetinde şişkin ekmek, fındık lahmacun, pişmiş soğan, mevsim salata, piyaz, yoğurt ve en önemlisi ezme salata peşi sıra gelir. Kebabınız aheste aheste pişerken masanın üzerindekilerin tadına bakmamanız mümkün olmaz. Yemek gelince yenir gibi bir durum söz konusu olmaz. Salatalardan birer ikişer çatal aldınız derken bir bakmışsınız bitmiş. Hiç sorun değil çünkü salata istediğinizde salata tekrar gelir. Ezme mi bitti, isteyiniz gelir. Sonuçta zahmet veren bir şey değil bu. Yemeğinizi salataların ve mezelerin eşliğinde yersiniz ve masanız toplanır. Şimdiki kebapçılarda künefe gibi şerbetli tatlılar da var, arzu edip sipariş edebilirsiniz. Masanın silinmesinin ardından “Çay içer misiniz?” sözünü işiteceksiniz. Hatta ve hatta kimi yerler ara ara çay doldurur ve masalara servis eder. Çay da ikramdır, adisyona yazılmaz. Çayınızı içiniz ama ne olur ne olmaz yerli çay demlenmiş mi demlenmemiş mi diye sorunuz. Zira Adana’da ister bir kafeye gidin ister kebapçıya fark etmez, genellikle kaçak çay olarak tabir edilen Seylan çayı demlenir. Çayları kötüdür demiyorum ama kaçak içmemiş ya da içmeyen birine ağır gelebilir. 

     İşin buradan sonrası masanızdaki hoşsohbetiniz ve hesabı ödemeniz. Bilmeyenler diyecek ki “Yahu biz bu kadar hizmet, bu kadar ikram aldıysak çok gelecektir hesap.”, yanılıyorsunuz efendim. Ödeyeceğiniz kebabınız ve içeceğinizin ücreti olacaktır. O ücret de eminim ki sizlerin beklediği yükseklikte değil.

     “Kebaba gitmek” sözü iliklerimize kadar işlemiş olan bizler, kebaba gitmesek de kendimiz yapar kendimiz yeriz. Sonuçta ille o kebap yenir çünkü bir gün gelir durup dururken can çeker. Bu konuda ocak başının dumanı az fena değildir. Dumanın yağlı mis kokusuna kanacak olsaydık yanmıştık tabi. Her şey kararında güzel değil mi? Tam da benim kebaba gitmeyi anlatmayı sonlandırmam gerekliği gibi.

     Dipçe: Adana kebabının yanına pilav servis edilmez. Adana dışında olan bu durum, bizde saygısızlık niteliği taşır. Kebap doyurmaz mı da yanına bulgur ya da meyhane pilavı servis edesiniz değil mi? Kebabınız doyurmuyorsa salatanın mezenin varlığını sorgulamak gerek.

     Adana’dan bir başka yiyeceği böylesi anlatmak dileğimle.

     Vefa, vicdan, içtenlikle…

Kapak Fotoğrafı : Türkay Bülbül

Abone Ol 

Berktuğ Öztürk

Vefa, vicdan, içtenlik sözüyle yaşamda ve düşlerinde olan; Çukurova topraklarının başkenti Adana’dan olan, o toprakların Çukurova Üniversitesinde Okul Öncesi Öğretmenliği okuyan ve eğitim yöneticiliği üzerine kendini gerçekleştirmek isteyen, bu ideali için açıköğretimden kamu yönetimi de okuyan, gücünün bedeninde değil de sözünde, kaleminde olduğunu söyleyen 1998 Kozan doğumlu bir vatandaş.