HERKES* İÇİN CEZA HUKUKU: İDAM 1

Abone Ol 

∎ Tahmini Okuma Süresi: 3 Dakika ∎

    “Suçlulara verilen cezaların altında onları bir gün tekrar topluma kazandırma arzusu yatar. İdam cezası verirseniz, bu arzuyu yok edersiniz. Hukukçu, toplumun popülist isteklerine boyun eğmeyip aklı ve vicdanını dengeleyerek olaylara yaklaşmalıdır…”

     İdamı, Ceza Hukuku’nun insan bedeni üzerinde bulunduğu en büyük tasarruf olarak tanımlayabiliriz. Geri dönüşü olmayan ve asla “Affedersiniz, biz yanlış karar vermişiz.” diyemeyeceğiniz bir yol.

     Herkes İçin Ceza Hukuku yazı dizisinin 4. Başlığı için “idam” konusunu seçmeye karar verdim. İdamı tek yazıda anlatmak istemiyorum. Bu yüzden bu yazı ile birlikte üç yazı olacak şekilde idam konusunu konuşacağız. Bu yazıda amacım, sizleri vicdanınıza yönlendirmek ve “Acaba idam gerçekten olmalı mı?” sorusuna kendi vicdanınızda bir cevap bulmanıza yardımcı olmak. İkinci ve üçüncü yazılarda ise tarihçe ve ilginç idam yöntemlerinden bahsedeceğiz. 

     İdam cezasının ortaya çıkış felsefesine bakalım. İnsanlar yerleşik yaşama geçtikten sonra birbirleriyle daha fazla iletişim kurmaya ve iş bölümü yapmaya mecbur kaldılar. Bu birliktelik sonucunda da toplumsal güvenlik problemi kaçınılmaz olarak gündeme geldi. Bir toplumda yaşayan bütün insanların salt iyi ve toplumun gerekliliklerine uygun olarak yaşayacağını söylemek hayalcilik olur ki zaten böyle de olmamış. Neolitik Çağ’da ilk kez yerleşik yaşama geçmiş toplumların, suçluları kendilerinden izole etmek için uyguladıkları bir ceza şekli öldürmek. Yerleşik yaşam dediysek de onlarınkinin bugünkü mantıktan çok uzak bir sistem olduğunu belirtelim. Dolayısıyla suç işleyen bir insanın toplumdan izole edilmesi gerekiyor. Bu amacı gerçekleştirmek için verilecek cezalar sınırlı; sürgün, toplumdan dışlama ve idam.

     Bu tip toplumlarda idam cezası, bir insana hangi suçlarından dolayı verilmiş olabilir? Toplumun düzenini temelden sarsacak bir suç sebebiyle verilmiş olabilir: bir insanı öldürdüğü için olabilir, ırza geçtiği için olabilir, hatta komşusunun malını çaldığı için bile olabilir. Dönemin şartlarına baktığımız zaman bu cezanın verilmesi desteklenebilir. İnsanlar kendilerince zararlı gördükleri bir insanı yok etmek ve tekrar güvende hissetmek amaçlarıyla idam yoluna başvurmuşlardır. Biraz daha geçmiş tarihten günümüze yaklaşalım, devletler neden bu cezayı vermiş olabilir? Devletin temel görevlerinden biri toplum güvenliğini sağlamak. Bu durumda suçun bir daha işlenmemesi için caydırıcı bir ceza belirlenmesi gerekiyor. Bu caydırıcı cezanın da idam olacağı düşünülmüştür.

     Devletler asli kuruluş gayelerinden yıllar geçtikçe sapmışlardır. Cezaları kendilerine karşı gelen insanlar üzerinde devletin devamlılığının tehlikede olması gibi bir noktadan meşruluk kurarak uygulamışlardır. İdam cezası bu durumda yüzyıllarca devletin toplumu baskı altına alma aracı olarak işlevini devam ettirmiştir. İdamlar genel olarak halkın kolayca ulaşabileceği meydanlarda yapılırdı. Bu idamlar onlarca kişinin izlediği törenlere dönüştürülerek insanların ibret almasını sağlamak amaçlanırdı. 

     Suç varsa ceza, ceza varsa suç vardır ve olmalıdır da. Ancak henüz masum olan birine ceza çektirmeden önce ona kendisini tamamen adil bir şekilde savunma hakkı verilmelidir ve bu durum sonucunda somut bir hükme varılmalıdır. İdam cezası, insanın yaşam hakkını elinden alan ve ona hatasını telafi etme şansı vermeyen bir cezalandırma yöntemidir; kişiye verilen cezanın ileride bozulma olasılığı yoktur. 

     Hayat şartları ve dolayısıyla hukuk, sürekli bir devinim hâlindedir. Bir hukukçu, idam konusunu ele alırken toplumun popülist isteklerine boyun eğmeyip aklı ve vicdanı dengeleyerek hareket etmelidir. Aksi halde telafisi mümkün olmayan bir keşkeler dünyası yaratmış olur.

     İdam, kişinin kendini savunmasına izin vermeyip her şey için çok geç olduktan sonra onu tarihin aklamasını beklemektir. İdama yaklaşımımızı, tüm bu açıları kapsayan bir konumdan oluşturmamız gerekir.

*Sadece medyadan edindiği bilgilerle, o konunun dâhil olduğu bilimsel alanın bilgi birikimine başvurma ihtiyacı duymayarak fikrini belirten ve bu şekilde ortaya atılmış fikirlere kapılarak kendi düşüncelerini şekillendiren herkes.


Düşünce ve önerileriniz için aşağıdaki formu doldurabilirsiniz.

    Abone Ol 

    Fatih Davut Ejder

    8 Ocak 2000’de doğdu. Küçüklüğünden beri bir şeyleri anlatmaya ve sunmaya meraklı, Hukuk Fakültesi öğrencisi, aynı zamanda da açıktan Sosyoloji Bölümü okumakta. Beşiktaş semtini çok seviyor ve hâlinden anlayacağınız sıkı bir Beşiktaşlı.