DEMOKRASİNİN TARİH BOYUNCA GELİŞİMİNİN TEMEL TAŞI: MAGNA CHARTA LİBERTATUM

Abone Ol 

∎ Tahmini Okuma Süresi: 3 Dakika ∎

   İngilizler; hak, adalet, özgürlük kavramları ele alındığında dünya tarihinin büyük bir çoğunluğunda başat konumdaydılar. Her ne kadar biz, Fransız İhtilali ve Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi’nin bu kavramların kullanılmasına öncülük ettiğine aşinaysak da bu kavramlar için atılan en büyük adım Magna Charta’nın oluşturulmasıydı. Gelin, ilk olarak bu anlaşmanın yapıldığı tarihteki siyasi duruma bir göz atalım.

   11. ve 12. yüzyıl İngiltere’si, kralın sınırsız yetkileri olduğu bir monarşiydi. İngiltere kuzeyli Normanlar tarafından fethedilmiş, krallığın toprakları baronlar arasında bölüştürülmüştü. Zamanla Normanların etkisinin azalmasıyla, İngiliz kralları tüm güçlerini baronlar üzerinde kullanarak eski topraklarını ve güçlerini elde etmek amacıyla harekete geçtiler. Krallar ve baronlar uzun süreli bir çekişme dönemine girmiş oldular. Kralların bu hareketi, baronları çok rahatsız etti zira Normanların döneminde baronlar çok büyük bir güç ve zenginlik elde etmişlerdi. Eski ekonomik güçlerini geri kazanabilmek ve iktidardan pay alabilmek amacıyla isyan etmeye, karışıklık çıkarmaya başladılar. Kral John döneminde artık bu çekişmeler dayanılmaz bir hâl almıştı. Esasen krala bu anlaşmayı yapmaktan başka çare bırakmayan iki önemli sebebi ayrı şekilde ele almalıyız.   

Instagram Banner

   Kral John’un, Fransızlara karşı 1214 senesinde yapılan “Fransa-İngiltere” savaşını kaybetmesiyle baronlar kralın elinin zayıfladığını düşünerek huzuruna çıkıp tüm isteklerini ona bildirdiler. İsteklerin kabul edilmemesi durumunda, krala karşı savaşma konunda kendi aralarında sözleşmişlerdi. Kral John, baronların isteklerinin yerine getirilmesi için zaman istediyse de bu istekleri hiçbir zaman yerine getirmedi. Bunun üzerine 1215 senesinde baronlar ayaklanarak ülkenin en önemli noktalarını ele geçirdiler. Kral John, hem bu uzun süreli çekişmelerden hem de Fransa ile yapılan savaşlardan dolayı ülkenin kaynaklarını tüketmişti, bu sebeple baronlarla anlaşmak zorunda kaldı.

    Papa 3. Innocentius da İngiliz kralının ülkesinde gerçekleştirdiği dini faaliyetlerden rahatsızdı. Kralla arası açılan Papa, İngiltere’yi ayinlerden men etti. Bu yaptırım İngiltere ve Kraliyet için tam anlamıyla bir deprem etkisi yarattı. Kral John’un meşruluğu artık sorgulanıyordu. 

   Tüm bu olaylardan sonra 1215 senesinin Haziran ayında Papa 3. Innocentius, Kral John ve baronlar arasında “Magna Charta Libertatum” yani “Büyük Sözleşme” imzalanmıştır.

     Yazının başlangıcında bahsettiğim hak, adalet kavramları açısından sözleşmenin 39. maddesi çok önemlidir, bir bakıma tarihin akışını değiştirmiştir: “Özgür hiç kimse kendi benzerleri tarafından ülke kanunlarına göre yasal bir şekilde muhakeme edilip hüküm giymeden tutuklanmayacak, hapsedilmeyecek, mal ve mülkünden yoksun bırakılmayacak, kanun dışı ilan edilmeyecek, sürgün edilmeyecek veya hangi şekilde olursa olsun zarara uğratılmayacaktır.” Sözleşmenin bu maddesini, Amerikan Bağımsızlık Bildirisinde ve 1791 Fransa Anayasası’nda ve yine Anayasamızın 38. maddesinde bahsedilen “Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesi”nin atası olarak kabul edebiliriz. Bu maddeden, halka verilen özgürlüklerin kişisel hakları beraberinde getirdiği sonucuna ulaşıyoruz. Ayrıca İngiltere, bu sözleşmeden itibaren Parlamenter Sisteme geçiş yapmıştır, parlamento lortlardan oluşmaktaydı.

     Genel bir toparlama yapacak olursak “Magna Charta Libertatum”, meşhur İngiliz demokrasisinin en temel taşı olarak öne çıkıyor. İngiliz demokrasi tarihi her ne kadar kan, savaş ve ihtiras içerse de bugün, günümüze kadar ayakta kalan güzel bir demokratik devlet sistemi görüyoruz. Ancak şunu da görüyoruz ki tarih boyunca olduğu gibi 11-12. yüzyıl İngiliz halkı ve soyluları da bazı haklarını elde edebilmek için canının acımasını beklemiş. Her şey iyi giderken hak ve özgürlükler kimsenin aklına gelmemiş. İnsanların bu davranış trendi, daha detaylı bir şekilde ele alınmak üzere başka bir yazının konusu olsun. 

Abone Ol