DUYUSAL SEMBOLİZM: KOKULAR

Abone Ol 

∎ Tahmini Okuma Süresi: 3 Dakika ∎

     Yaşadığımız süre boyunca, herhangi bir konuya dair bilgi sahibi olabilmek için öğrenmenin yanında geçmiş birikimlerimizden de faydalanırız. Öğrenmede duyu organlarının çok etkili olmasının yanında, kültür içerisinde öğrendiklerimiz de bize zengin bir altyapı sağlar.  Öğrenme aşamalarında görme ve işitme duyularının çok önemli olduğu düşüncesi Batı kültüründe ortaya çıktı. Bu düşüncenin Batı kültüründe oluşmasının en büyük etkeni, bilim adamlarının fikir ve düşünceleri olmuştur. Bu noktada Aristo, Darwin, Freud, Kant gibi bilim adamları ön plana çıkıyor [Akpınar B, Vd. (2008)]. Onların düşüncesine göre; yaşamda görme ve işitme duyuları entelektüel üst duyu, diğer duyular ise hayvani alt duyular olarak kabul edilmelidir. İçlerinden Darwin ve Freud, daha da ileri giderek “görme”yi uygarlığın duyusu olarak ön plana çıkarmışlardır. Bu görüşler, özellikle 19 ve 20. yüzyıllarda Batı’da hızla yaygınlaşan fotoğraf, sinema, teleskop ve televizyon gibi görsel teknolojiler tarafından da desteklenerek kökleşmiş ve kültür halini almıştır (Akpınar B, Vd (2008) S.43).

     Görmenin dışında önemli bir konu olan “koku” duyusunun üstüne çok fazla gidilmemiştir. Bunun sebepleri, hem konunun çok geniş çaplı olması hem de öznelliğinin çok fazla olmasıdır. Teknolojik gelişmeler ile birlikte görsel sunum daha önemli hale geldi. Filmlerde, reklamlarda güzelliğin, zekânın ve genel olarak bir şeyi tanıtmanın aşaması sadece iyi bir görsel ile tamamlanmaktadır. Koku duyusunun geri planda kaldığı bu anlarda benim de oldukça ilgimi çeken bu konuya farklı bir açıdan değinmeye çalışacağım. 

     Konuya antropolojik olarak yaklaşan Holden (2004), Paabo’nun yaptığı çalışmalardan hareketle, görmeye önem verdikçe koku genlerinin değişime uğrayarak kendisini görselliğe uyarladığını belirtmektedir. Eğer bunlar doğru ise, görselliğin kokusal algıda fonksiyonel arızalara yol açtığı ve görselliğin sadece kültürel açıdan değil, biyolojik olarak da koku duyusunun rollerini gasp etmiş olduğu söylenebilir. Doğduğumuz zaman koku duyusunun çok güçlü olduğu ve bebeklerin annelerini kokularından tanıyabildiği, ancak bu özelliğin pekiştirilmemesi ve görselliğin etkisiyle zamanla zayıflaması (Holley, 2002), bu tezi doğrulamaktadır (Akpınar B, Vd (2008) S.44).

     Kokular kültür içerisinde insanları kategorize etmeye de yardımcı olur. Örneğin Kadınların temiz/hoş kokulu olması gerektiği düşüncesi, sizce öznel bir düşünce mi yoksa kültür içerisinde benimsenen hatta norm haline gelmiş bir düşünce mi? Bu düşünceler tersine dönerek olumsuz bir hâle de gelebilir. Fiziksel özelliklerini kullanarak bir insanı damgalamanın yanında koku faktörü de kullanılmaktadır. Yaşanılan ülkede, bölgelerin yemek kokuları bile insana birçok şey anlatabilir. O ülkenin başka ülkelerden ne kadar etkilendiği, yaşam şartları gibi unsurlar hakkında ipucu verebilir. 

     Kokular daima bize bir şeyler hatırlatma rolünde de önemli bir yere sahiptir. Hatta Garcia Márquez kokuyu işkence aleti olarak görmektedir. Bunun sebebi, bir fotoğraf gibi zihne kazınıyor oluşu ve oraya hapsolması. Márquez, kokuyla ilgili düşüncesine farklı bir bakış açısı katarak Freud’un düşüncelerinden de etkilenmiştir. Freud’un düşüncesine göre insanlar iki ayağının üzerine kalkmadan önce cinsel birleşimi sağlayabilmek için koku bulma yöntemini kullanmaktaydı fakat iki ayağının üzerinde durmaya başlayınca koku duyusu önemini yitirmiş, bunun yerini görme duyusu cinsel yaşamı yönlendirmeye başlamıştır (Yöney, G. (2005) s. 91-100). Bu düşünceye göre koku bir zamanlar insanların temel bir ihtiyacında ön plandaydı. 

     Özetle, kokular yaşamımızın her yerinde bize bir şeyler anımsatıyor. Hissettiğimiz duyguların oluşum aşamasında önemli bir rolü var: Bazen bir sembol olarak kullanılarak bazen ise sadece ihtiyaçlar için var olarak. Görselliğin ön planda olduğu bu zamanlarda, kokunun fazla konuşulmamasının en önemli sebeplerinden biri, insanların bilinçli ya da bilinçsiz olarak bundan ne kadar etkilediğinin ölçülemiyor olmasıdır. Öğrenme, hatırlama, etkilenme gibi konularda önemli bir unsur olan kokuyu tanımlamak oldukça zor olsa da hissettirdiklerini deneyimlemek her gün karşımıza çıkan bir durum olmaya devam edecek.

KAYNAKÇA:

  • Akpınar, B. ve Ersözlü, Z. N. Görme ve Koklama Duyularının Bilişsel Öğrenme Sürecindeki Rollerinin Karşılaştırılması. Sosyal Bilimler Araştırmaları Dergisi3(2), 42-53.
  • Yöney, G. P. Gabriel Garcia Marquez ve Kokuların İmgelemi. Litera25(2), 91-103.

Abone Ol 

Dilara Ahsen Özkan

1999 yılında İstanbul’da doğdu. Acıbadem Üniversitesi Sosyoloji Bölümü ikinci sınıf öğrencisi. Kültür ve toplum üzerine çalışmalar ve araştırmalar yapmaktadır. Disiplinler arası bir çalışma ile antropoloji, siyaset, psikoloji gibi konulardan faydalanarak toplumsal olguları incelemektedir.