HERKES* İÇİN CEZA HUKUKU

Abone Ol 

∎ Tahmini Okuma Süresi: 4 Dakika ∎

 Devletlerin, toplumlarının düzenini sağlamak için başvurduğu belli başlı yöntemler vardır. Bu yöntemlerden birisi, belirtilen yasa ve normlara uyulmadığı takdirde düzenin devamını sağlamak için aykırı davranan kişilerin cezalandırılması metodudur. Ceza kelimesi dünyanın ortak mirası ve insanlar yerleşik yaşama geçtiğinden beri kullanılmakta. Kökeni Arapçaya dayanmakta ve 1300 yıl önce ilk olarak  Mukaddimetü’l-Edeb adlı kaynakta geçiyor. 

   Bu yazımda ve devam yazılarımda sizlere Ceza Hukuku’nu, temel ilkeleri açısından anlatmaya çalışacağım. Tane tane örnekler üzerinden yapacağım değerlendirmeler ve hukuki yorumlar ile bir nebze farkındalık oluşturmak istiyorum. Daha da önemlisi, toplumda bu konu hakkında temel düzeyde dahi birçok eksik bulunduğunu gördüm. Amacım bunu düzeltmek değil, sadece farklı bir bakış açısı sunabilmek. Hiçbir zaman öğrenmenin bitmeyeceğine inanan biri olarak inanın benimde öğreneceğim çok şey var. Birlikte öğrenmek temennisiyle diyerek devam ediyorum.

 Ceza Hukuku,şüphesiz bütün hukuk dalları içerisinde müeyyidesini insana bu kadar bağımlı tutan tek alan konumunda. Bu sebepten dolayıdaha dikkatli incelenmeli ve üzerine daha dikkatlikonuşulmalıdır. Ceza kanunları yapılırken, yaşanılan toplumun kültürü göz önüne alınarak yapılmalı fakat Türkiye’deki kanunların hemen hepsi tercüme kanunlardır. Türk Ceza Kanunu da aslen İtalyan Ceza Kanunu’nun bir yansımasıdır. Burada akla ilk gelen, yansıma bir kanunun toplumun isteklerini nasıl karşılayacağıdır.

Hukuk sistemlerinin sürekli bir devinim halinde olduğu göz önünde bulundurulduğunda; değişen dünya koşullarının ve bunun bir sonucu olarak değişen toplumların dikkate alınarak, ceza kanunları başta olmak üzere kanunlarınrevize edildiğini görmekteyiz. Türkiye de, kendi iç dinamikleri ölçüsünde bu değişimi fazlasıyla göstermekte. Peki, bu yeterli mi?Ceza yaptırımları toplumumuz üzerinde maalesef yeterli etkiyi göstermemekte ve suç oranları artmaktadır, bu bilgi bile yukarıda sorduğum sorunun cevabını bizlere net olarak veriyor. En ağır cezaları da versek, tedbirleri en üst düzeyde de tutsak topluma belli başlı normları kabul ettirmeden suç oranlarını düşürmemiz hayalden öteye gidemez. 

   Ceza; hukuk normlarında hiçbir zaman amaç olmamış, daima araç olarak düzenlenmiştir. Yani devletlerin amacı, herhangi bir vatandaşını cezalandırmak değil onu kurallara uymaya davet etmek ve uymaması sonucunda bir yaptırım olarak cezayı öngörmektir. Yine yukarıda ceza hukukunun da diğer hukuk dalları gibi çağa ayak uydurduğunu ve cezaların toplumun yönelimine göre arttırıldığı veya azaltıldığını belirtelim. Ülkemizde 1950’lerde suç olmayan ve dolayısıyla cezası olmayan bir fiil, günümüzde suç olarak değerlendirilebilmektedir. Keza aynı şekilde dönemsel olarak belli kanunlar ile belli fiiller suç kapsamına sokulup çıkartılabilmektedir. Ceza Hukuku’nda dönemsel bakış açısıyla düşünmek ve analiz yeteneğini kullanmak, olayları daha objektif ve tarafsız değerlendirmeye olanak sağlayacak ve işlenen suçun cezasının tayinini daha kolay hâle getirecektir.   

 Ceza Hukuku’nun temel olarak aldığı ilkelerden birisi, kanunilik ilkesidir. Bir fiil kanunda suç olarak düzenlemedikçe kimseye bu fiilden dolayı ceza verilemez. Yapılan en büyük yanlışlardan bir tanesi; işin ehli olmayan insanların, günlük hayatta yaşanan olayları kanunda yazan bir madde ile özdeşleştirerek kamuoyunun yanlış bilgilenmesine dolayısıyla bu kişileri dikkate alanların olayları yanlış okumasına ve fikirlerini de yanlış beyan etmelerine sebebiyet vermeleridir.

Ceza Hukukunda kıyas yasaktır. Her olay ayrı bir somut gerçeklik içerisinde, günün şartlarına göre değerlendirilmelidir. Hiçbir somut olaydan çıkarım yapılarak karar verilmez. Maalesef son dönemde işlenen suçların artmasından sonra, toplumun büyük bir kesimi kendini âdeta bir yargıç gibi hissederek sosyal mecralar üzerinden insanları mahkûm etmeye, cezalarını kendi kafalarından tayin etmeye başladılar. Televizyon programlarında yapılan popülist ve tamamen bilimsellikten, hukuktan uzak bir şekilde yapılan yorumlar, suç ve suçluya olan bakış açısını tamamen değiştiriyor. Yargılamadan hüküm verilinceye kadar medyaya malzeme olan olaylar,insanların zihninde yanlış yer ediniyor. Toplum kıyas yaparak olayları çözdüğüne inanıp vicdanını tatmin etme yoluna gidiyor. 

   Kanunilik ve kıyas yasağı ilkelerinin görmezden gelinmesi sonucunda yaşanan bu durumlar adalet mekanizmasının temelden sarsılmasına yol açıyor. Bu konu özelinde, hukukçuların topluma anlatması gereken ilk kaide kanunilik ve kıyas yasağı olmalıdır. Aksi takdirde çok kısa zaman içerisinde toplumun kendince oluşturduğu bir ceza kanunu ile karşı karşıya kalabiliriz. Yazımı, bir hocamdan dinlediğimde çok etkilendiğim bir paragraf ile bitiriyorum:

“Bir suçun faili olmayacağım deyip sözünüzü tutabilirsiniz. Ama bir suçun sanığı olmayacağım diyemezsiniz. Biri çıkar sizi işaret eder, bu yaptı der ve hayatınız kâbusa döner. Sanık hakları bu yüzden hayatidir.”

*Sadece medyadan edindiği bilgilerle, o konunun dâhil olduğu bilimsel alanın bilgi birikimine başvurma ihtiyacı duymayarak fikrini belirten ve bu şekilde ortaya atılmış fikirlere kapılarak kendi düşüncelerini şekillendiren herkes.

Kaynakça:

  • https://www.etimolojiturkce.com/kelime/ceza/
  • İÇEL Kayıhan, Ceza Hukuku Genel Hükümler, BetaYayınevi, İstanbul 2018.

Düşünce ve önerileriniz için aşağıdaki formu doldurabilirsiniz.

    Abone Ol 

    Fatih Davut Ejder

    8 Ocak 2000’de doğdu. Küçüklüğünden beri bir şeyleri anlatmaya ve sunmaya meraklı, Hukuk Fakültesi öğrencisi, aynı zamanda da açıktan Sosyoloji Bölümü okumakta. Beşiktaş semtini çok seviyor ve hâlinden anlayacağınız sıkı bir Beşiktaşlı.