İBN-İ SİNA

Abone Ol 

∎ Tahmini Okuma Süresi: 3 Dakika ∎

Öncelikle herkese merhaba. Hepimizin daha önceden ismini duyduğu ama hakkında yeterince bilgi sahibi olmadığımız tıp tarihine fazlasıyla hizmet etmiş İbn-i Sina hakkındaki yazımı okumaya geldiniz.

Asıl adı Hüseyin olan; hekim, şair, astronom, matematikçi, hukukçu, ahlâk bilimci, filozof. Birçok uzmanlık alanında yaptığı iyileştirmeler ile birçok konuda öncü oluyor. İbn-i Sina’nın ezber gücü fevkalade, kendi söylemiyle 10 yaşında iken Kur’an’ı ezberliyor. Ailesi tarafından her döneminde destek görüyor. İyi bir eğitim alan babası ilk hocası oluyor. İsmailî inanışından olan babasından nef-s ve akıl konularını öğreniyor. Babası onu, Hint aritmetiğini öğrenmesi için bir atarın (şimdiki adıyla aktar) yanına veriyor. Bu onun için çok büyük bir şans ama şans böylesine büyük bir âlim olmak için yeterli değil.

Kendini geliştiren bu dahi kendini tıp alanında kanıtlıyor ve Buhara’nın sultanı Nuh b. Mansur rahatsızlanınca, onu tedavi etmesi için saraya çağırılıyor. Sultanı iyileştiren İbn-i Sina, saray kütüphanesindeki kitaplardan da yararlanıyor. Bu pencereden bakınca gelişmeye ve iyileştirmeye ne kadar önem verdiği anlaşılıyor. Onun tedavi yöntemlerinden çok keramet, sihir yolu ile meydana getirdiği olağanüstü hâdiseler üzerinde duruluyor. Fakat İbni Sina’nın en büyük yapıtlarından biri Kitabu’ş-Şifa’dır.

Doğuda İbn-i Sina, Avrupa’da ise Filozofların prensi olarak anılmasından anlaşıldığı üzere; felsefe alanına da merak salıyor. Felsefi kitaplar da yazan bu dahi akla ve bilime çok önem veriyor: “Aklı bol olan zamanın kıtlığından zarar görmez.” diyor zamanı iyi kullanan bu dahi. Aynı zamanda İbn-i Sina yaşadığı zamanın en büyük şairlerinden biri oluyor.

İbn Sina’nın işitme gücü de olağanüstü derecededir. İsfahan’da öğrenimi sırasında, Kâşân’daki bakırcıların sabahları dövdükleri bakırların çıkardıkları gürültüden dolayı rahat çalışamadığını hükümdara şikâyet ediyor. Hükümdar dört menzil (yaklaşık 150 km) uzaklıktaki Kâşân’daki seslerin duyulamayacağını düşünüyor fakat sınamak amacıyla bakırcıların bir hafta sabahları bakır dövmelerini yasaklıyor. Hükümdar, hafta sonu huzuruna çıkarak kendisine teşekkür eden İbn Sina’nın ileri derecede duyarlı olduğunu kabul ediyor.

İbni Sina, tıp araştırmaları yaparken bazı hastalıkların bulaşmasında göze görünmeyen birtakım yaratıkların etkisi olduğunu, yani mikropların varlığını seziyor ve bu bilinmeyen mahlûklardan eserlerinde sık sık bahsediyor. Mikroskobun henüz bilinmediği bir devirde böyle bir yargıya varmak gerçekten ilginçtir. Sezgileri güçlü olan İbn-i Sina; bir gün imtihan için mektebe geldiğinde, oturduğu postun altına bir tabaka kâğıt döşüyorlar ve oturduğunda birdenbire şaşırıyor. Mektep tavanına, döşemesine bakarken etrafındakiler bu şaşırmanın sebebi nedir diye soruyorlar. “Bilmem ki mektep tavanı mı bir miktar aşağıya indi, yoksa zemini mi yukarıya kalktı, zira evvelkisi gibi değildir” diyerek, altında bir tabaka kâğıt olduğunu feraset kuvvetiyle anlıyor.

Başka bir sözle; “İnsanın ruhu kandil, bilim onun aydınlığı ve tanrısal bilgelik de onun yağı gibidir. Bu yanar ve ışık saçarsa o zaman sana ‘diri’ denilir.” diyor ve kendince hayatı ve bilimi bağdaştırıyor.

Bu yazımda İbn-i Sina’dan bahsettim. Onun hayata bakış açısı, karşılaştığı garip durumlar ve kazandığı tecrübeler bize başarılı insanların gerçekten de çalışarak ve isteyerek bir şeyler elde ettiğini gösteriyor. Başarılı insanların hayatlarında şans faktörüne nazaran, çok çalışmasının daha önemli olduğu görüyoruz.

Instagram Banner
Abone Ol 
Zihni Zengin

Zihni Zengin

Kocaeli Üniversitesi Elektrik Mühendisliği 4. sınıf öğrencisiyim. Anladığım ve anlattıklarım gibi çok çalışmaya inanan, araştırmaya istekli biriyim ve iyi bir dinleyicim. Amaçlarım doğrultusunda kendimi geliştirirken etrafımdaki insanlara da fikirlerimle dokunmak istiyorum.