İSTASYON

∎ Tahmini Okuma Süresi: 2 Dakika ∎

“yaşamak

bizimçün dokunaklı bir şarkı değil ki.”

    Günün son seferini yapan makinist istasyona varmıştı. Üzerini değiştirdi ve evine doğru gitmek için yola koyuldu. Bugünlük işi bitmişti. Makinist kabinini, geçtiği istasyonları, kalabalık yolcu akınını düşünmesine gerek yoktu. En azından kısa bir süreliğine. Treni ve istasyonları geride bırakmıştı. Artık kalan vakitte kafasını dinleyebilirdi.

    Hayat da bir yanıyla bizim makinistin işine benziyor. İlk durağından bindiğimiz ömür treninden zamanı gelince bir gün ineceğiz. Önemli olan ne zaman veya nerede indiğimiz değil. Aslolan bu yolculuk boyunca durduğumuz istasyonlarda vaktimizi nasıl değerlendirdiğimiz.

Hayatı istasyonlara bölebiliriz. Durduğumuz her istasyon bize bir şeyler katmış yahut alıp götürmüştür. Bize kattıkları, aldıklarından fazla ise ne mutlu ki yolculuğumuzu başarıyla tamamladık demektir. Peki bu istasyonlarda ne yapacağız? Her durakta soluklanıp orayı tanımaya mı çalışacağız; yoksa inmeden, kapıların kapanmasını bekleyip bir an önce sonucu mu gözleyeceğiz.

Yaşayacağız. Karşılaştığımız her türlü engebeye karşı hayatın güzelliklerinin de farkında olarak yaşayacağız. İsmet Özel’in de dediği gibi, yaşamak bizim için dokunaklı bir şarkı değil. Belki bir özgürlük marşı, kalabalık şehirde uzaklardan gelen bir keman ezgisi, belki de mürekkebini kanla doldurmuş bir isyan türküsü. Ama hiçbir zaman kolay olmayacak. Dinlediğimiz, dinleyeceğimiz şarkının anahtarı içimizde. Notaları ilmek ilmek dokuyacağız. Bestesi için umutlar yeşerip umutlar feda edilecek. İlk seferde olmayacak bu. Sayfalarca kağıt buruşturulup bir kenara atılacak.

İstasyonlar bizi gideceğimiz yere eli boş göndermez.  Her birinden ayrı ayrı besler bizi. Her istasyon bizleri düşündürmeli; şaşırtmalı, heyecanlandırmayı, tebessüm ettirmeli. Gelin, bu yaşamak treninde, dünya telaşına istasyonlarda mola verelim.

Nefes nefese merdivenleri arşınladı makinist. İstasyona girdiğinde vakit epey geçti. Trende unuttuğu şapkasını koltuktan aldıktan sonra şöyle bir etrafına bakındı. Biraz düşündükten sonra kararını verdi. Geceyi istasyonda geçirecekti..

“ama budandıkça fışkıran da bizleriz

ölüyoruz, demek ki yaşanılacak…”

Yusuf Dursun

Yusuf Dursun

1999 yılında Yalova’da doğdu. Üsküdar’a âşık. Hâlihazırda Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesinde Hukuk ve Edebiyat Bölümlerinde okuyor. Edebiyata, özellikle şiire ilgili. Şimdiye kadar birkaç şiir ve yazısı bazı dergilerde yayımlandı. Şiirin her türlüsüne gönlü açık olsa da bu aralar şiir seslendirmekle meşgul.