KAVUŞMA OLGUSUNDAN KIZIL ELMAYA

Abone Ol 

∎ Tahmini Okuma Süresi: 3 Dakika ∎

     Aylardır ikametgâhıma yağmurun bir damlası bile düşmediğine, 2 milyon nüfus şahit olmuş olsa gerek diye başlamıştım “Bir Yağmur Heyecanıyla Özlemler” adlı yazıma. Sonunda ise kavuşmalardan söz etmiştim. Sizleri bir kavuşmaya ortak edeceğim. Bugün 4 Kasım 2020, saat 11.51, hava 16 derece. Bu şehrin 16 dereceyi göreceğini de, ekmek sulamaktan da öte her yerin tozunu kirini yıkarcasına yağan yağmuru da beklemiyorduk; iki gün öncesine kadar sıcaktan şikâyet ediyorduk bir arkadaşımla. Gelin görün ki bu şehir, her zaman olduğu gibi sonbahar yüzü görmeden kışa girdi. Bir bebeğin emeklemeden yürümeye başlaması gibi bizlerin de sonbahar görmeden kışa geçmesi, bahar görmeden yaza geçmesi ufak tefek sıkıntılar yaşatıyor. Geçiş önemlidir, ne de olsa yeni bir duruma birdenbire geçmek o durumu kabul etmeyi güçleştiriyor.

     İstesek de istemesek de değişim ya haberli ya da habersiz geliyor. Kavuşmak da öyle. Değişimlerin kimisini kavuşmaya bağlayabiliriz. Örnek vermek gerekirse, “bahara kavuşacağız elbet” sözünün altında yatan en önemli unsur içinde bulunduğumuz salgının tamamıyla bittiğini; yaşanmamışçasına eşe, dosta, şehre karışacağımızı ve kavuşmayı umduğumuzu ifade ediyor. Şu içinde bulunulan durum için bu dediklerim büyük bir değişim olsa gerek.

     Kavuşmalar da kısa vadede ve uzun vadede beklenilen olarak ikiye ayrılsa yeri midir? Bence yeridir. Niçin? Yukarıda bahsi geçen “bahara kavuşacağız elbet” sözünün konusu olan durum bizlerin kısa vadede beklediği, umduğu bir kavuşma örneği. Uzun vadede kavuşmaya ne örnek veririz? Buna birçok örnek verilebilir; ne de olsa adı üstünde uzun vadede diyoruz, geleceğe dair olacak. Bizler uzun vadede ummaları, kavuşmaları aklımızdan geçirsek de göz ardı etmememiz gereken bir husus var, o da beklentinin ucunun açık bırakılması. Bu cümleyi yazdığımda kızıl elma ifadesinin hikâyesi geldi hatırıma. Bir dönem fazlaca duyduğumuz kızıl elma ne idi bir bakalım.

     Kızıl elma, Türk mitolojisinde Türkler ve özellikle Oğuz Türkleri için üzerinde düşünüldükçe uzaklaşan ancak uzaklaştığı oranda cazibesi artan ülküleri veya düşleri simgeleyen bir ifadedir. Türk milliyetçiliğinin ve Türk yayılmacılığının önemli sembollerinden birisi olan kızıl elma imgesi, Türk devletleri için bir hedefi ve amacı simgeler. Ulaşılması gereken bir yeri, fethedilmesi gereken bir beldeyi ifade ettiği gibi kimi zaman bir devlet kurma idealini, kimi zaman cihan hâkimiyeti idealini, kimi zaman da Türk birliği idealini ifade etmiştir. Burada kızıl elma ifadesinin hikâyesinden ziyade açıklamasına yer verdim. Hikâye halini ise ortaokula gittiğim zamanlar Türkçe ders kitabından okumuştum. Ne hoş değil mi? Böyle önemli bir tanımın hikâyesini çok öncesinde okumak ve bir zaman gelip de kullanıldığında neyi anlatmak istediğini biliyor olmak. 

     Bizlerin de bir kızıl elması olmalı ki ona kavuşmak öyle kolay olmasın. Uzun soluklu olsun, çabaların bitmeyeceği ve her aşamada yaklaştığımızı bilsek de daha ilerisine gideceğimiz. Kendinizde söz sahibi olmanız hasebiyle kendi içinizde fethetmediğiniz beldelere kavuşmak elinizde. Kavuşmaları yüceltmek ve nicesini arzulamak da…

     Vicdan, vefa, içtenlikle.

Abone Ol 
Berktuğ Öztürk

Berktuğ Öztürk

Vefa, vicdan, içtenlik sözüyle yaşamda ve düşlerinde olan; Çukurova topraklarının başkenti Adana’dan olan, o toprakların Çukurova Üniversitesinde Okul Öncesi Öğretmenliği okuyan ve eğitim yöneticiliği üzerine kendini gerçekleştirmek isteyen, bu ideali için açıköğretimden kamu yönetimi de okuyan, gücünün bedeninde değil de sözünde, kaleminde olduğunu söyleyen 1998 Kozan doğumlu bir vatandaş.