KİMLİK HIRSIZLIĞI SENDROMU

∎ Tahmini Okuma Süresi: 5 Dakika ∎

    Birçok insan, bir alanda başarılı olmak için çok çalışmak ve akıllı olmak zorunda olduğunu ve ancak bu nedenle başarıyı hak edebileceğini düşünür. Ancak başarı için tanımladığı noktaya vardıktan sonra kendisini bulunduğu konuma layık görmeyen, yeteneklerinden ve nitelikli olduğundan şüphe eden birisi için durum daha farklıdır. Bu kişi; sürekli olarak kendisini sorgular, gereken yetkinlikte olmadığına inanır, bir sahtekâr olduğuna inanır ve bu durumun keşfedilmesinden korkar. Bu olumsuz düşünce silsilesi “sahtekârlık (imposter) sendromu” olarak tanımlanır, Türkçede ise bu kavram “kimlik hırsızlığı” sendromu olarak adlandırılmaktadır.

     Albert Einstein, “Çalışmalarıma gösterilen abartılı övgü beni rahatsız ediyor. Kendimi sahtekârlık yapan biri gibi hissediyorum.” demişti. Eski ABD devlet başkanı Barack Obama’nın eşi Michelle Obama, sahtekârlık duygusuyla yıllarca mücadele ettiğini ve bu duygunun kendisine olan güvenine zarar verdiğini söylüyor. New York Üniversitesi’nde psikoloji ve sinir bilimleri profesörü olan David Poeppel, yüksek lisans öğrencisiyken başlayan sahtekârlık sendromuyla doktora sürecine kadar mücadele ettiğini söylüyor: “Yeni bir araştırma üzerinde çalışırken çok başarılı kişilerle çevriliydim, ‘ben neden buradayım’ diye kendime defalarca sordum ve bu düşünceler çalışmalarıma daima pranga oldu.” diyor. Farklı isimleri buluşturan bu sendroma biraz daha yakından bakalım.

     Sahtekârlık fenomeni ilk olarak Psikolog “Suzanne Imes” ve “Pauline Rose Clance” tarafından “Yüksek Başarılı Kadınlarda Sahtekârlık Fenomeni: Dinamikler ve Terapötik Müdahaleler” adlı makale ile tanıtılmıştır.  Imes ve Clance, makalelerinde sahtekârlık fenomenini, başarıyı yetenekten ziyade şansa bağlayan ve başarılarını içselleştiremeyen yüksek başarılı insanlar arasında görülen bir fenomen olarak tanımlamıştır. Sahtekârlık fenomenini deneyimleyen insanlar başarıyı sahiplenmedikleri gibi onu hak etmediklerini de düşünürler. Başarılarından şüphe ettikleri için başkalarının elinde sonunda onların yetersizliğini fark etmesinden ve kendilerini sahtekâr olarak isimlendirmelerinden korkarlar. Korku başarıya baskın gelir, kişi başarı konumunda aidiyet hissetmediği için başkasının sahip olması gereken yerde kendisini görür. Başkasına ait olan başarı ona şans eseri gelmiş gibi düşünür bu yüzden başarının tatminini değil kimlik hırsızlığının suçluluğunu yaşar. Bu durumun sonucu olarak bir sonraki adımı atmakta tereddüt ettiği için olabileceğinden daha az ilerler. 

     Genellikle “sâhtekarlık sendromu” olarak biliniyor olsa da tıbbi bir sendrom olarak kabul edilmiyor. Psikologlar tarafından bir hastalık olarak değil, hastalık geliştirebilecek bir semptom grubu olarak tanımlanıyor. Düşünce buhranı olarak başlayan bu semptom, ileriki aşamalarda anksiyete ve depresyona sebep olabilmekte. 

     Gerçek bir sorun olan ve ciddi sonuçlar doğuran bu sendromun altında yatan sebepler nelerdir, kendini duygusal olarak sabote etmeye ne sebep olur? Imes’e göre, çocukluk döneminde deneyimlenen duygular bu döngüyü başlatan temel sebeptir. Toplum bizim üzerimizde başarılı olmanın baskısını kurar ve bu baskı zamanla değer anlayışına dönüşür. Öz değer başarıya bağımlı hâle geldiğinde bulunduğumuz nokta bizi hiçbir zaman tatmin etmez, daha çok başarıya ihtiyaç duyarız ve çabalarımızın asla yeterli olmayacağını düşünürüz. Dolayısıyla toplumsal baskılar, sadece soruna katkıda bulunarak ve değerlerin yalnızca başarıya bağlı olduğunu düşünmemize yol açarak büyümemize sebep olur.

     Mükemmeliyet arayışı, çoğu zaman sâhtekarlık duygusunu tetikleyen bir etkendir. Mükemmeliyetçi bir insan, üstlendiği her işin kusursuz olmasını çok önemser ve gerekenden fazla zaman harcayarak uzun süre hazırlık yapar. Sonunda yaptığı çalışmalardan övgü alsa dahi buna inanmaz, mutlaka bir hata yapmıştır. Eğer başkaları tarafından bu hata fark edilirse, söylenen övgü dolu sözlerin yerini kendisinin dolandırıcı olduğunu içeren ifadelere bırakacağını düşünür. Bu sebeple bir mükemmeliyetçi, başarısını kutlamak yerine daha iyi yapabileceği şeylere odaklanır.

     Öyleyse, kendisinden şüphe eden ve etrafındaki insanları kandırdığını düşünmesine sebep olan duygularla engellenmiş bir insan nasıl başarılı olabilir? Clance ve Imes bu inancın üstesinden gelmek için birkaç çözüm yolu sunmuştur:

İyi yaptığını hatırlamak:

     Imes, ilk olarak sahip olunan yeteneklerin gerçekçi değerlendirmesini yapmayı öneriyor. Oldukça başarılı olduğumuz ve yeterince iyi olmadığımız alanlar her zaman vardır. Yeteneklerimizin gerçekçi değerlendirmesini yaptıktan sonra bu iki alana ait olan becerilerimizi daha iyi anlayabileceğimizi söylüyor. Bununla birlikte kendimize kendi başarılı alanlarımızı ve gerçekten iyi yaptıklarımızı hatırlatmanın önemini vurguluyor, odağımızı kendimize çevirmemizin gerekliliğinden bahsediyor. 

Karşılaştırmayı bırakmak:

     Ne zaman bir ilerleme şansımız olsa toplum başarı çizgisini daha ileriye taşır. Kendi başarımızı başkalarının kelimeleriyle tanımlaya çalışırsak daima ötekilerin denetimi altında kalırız. Onayı kendi içimizde ararsak başkalarının taktirinden bağımsız olmaya doğru bir adım atabiliriz.

Bir terapist ile görüşmek:

     Bu duyguları aşmak için kökleşmiş inançlarımızla yüzleşmek zorlayıcı olabilir çünkü çoğu zaman böyle bir inanca sahip olduğumuzun bile farkında olmayabiliriz. Bir terapistin olumsuz düşünce döngüsünü kırmamıza yardımcı olabileceğini söyleyen Clance ve Imes, bu duyguları deneyimleyen insanları terapiye davet ediyor. 

Başarıya sahip çıkmak:

     Son olarak Clance ve Imes, “Kendi yeteneklerinizden şüphe duyduğunuzda başarınızın arkasında verdiğiniz emeği düşünün ve başarınıza sahip çıkın.” diyor. Ve ben de şunu eklemek istiyorum: Başarı, şans eseri meydana gelmez. Sahip olduklarımızı daima sabır ve emek ile elde ederiz.

KAYNAKÇA:

  • https://en.wikipedia.org/wiki/Impostor_syndrome#  (Erişim Tarihi: 10.01.2021)
  • Weir, Kirsten, “Feel Like a Fraud?”, American Psychologial association. 
  • Michelle Obama: “I still have impostor syndrome”, BBC News, (Erişim Tarihi: 13.01.2021).
  • Clance, Pauline R.; Imes, Suzanne A. “The Impostor Phenomenon in High Achieving Women: Dynamics and Therapeutic Intervention”.
Avatar

Sevdenur Örsdemir

Pozitif bir bilim dalı olan psikoloji alanında bilgi araştırmacısı ve talebesidir. Kültür, sanat ve edebiyat alanlarıyla da ilgilenerek Specter Medya bünyesinde içerik üretmektedir.