MASAYA OTURMA AHLAKI

Abone Ol 

∎ Tahmini Okuma Süresi: 3 Dakika ∎

    Takvimler 2017 yılını gösterdiği vakitti. 2016 Ağustos’tan 2017 Haziran’a kadar geçen, yaklaşık 9 aylık bir süreç. Masaya oturma ahlakı, bu süreçten önce edinilen bir deneyimdi. “Kullandığın ifadenin içi çok doludur herhalde.” diye soruyor olabilirsiniz. Sormuyorsanız şayet, sorunuz derim.

     Günümüzde odaklanmak ve odaklanmayı sürdürmek önemli bir beceri hâline geldi. Dikkat dağıtıcı unsurlar gün geçtikçe daha da çeşitlendi. Dikkat dağıtma konusunda ortak bir kanaatin sonucu olarak telefon günah keçisi yapılıyor; fakat irade insanın elinde değil mi? İradeyi kontrol altına aldığı düşünülen telefondur ama iradeyi kontrol altına almaz, aksine irade düştüğü zaman sarıldığımız şeydir kendisi. Sizi kontrol eden bildirimler değil, o bildirimlere karşı dikkat kesilmeniz ve bunun da ötesinde odağı oraya kaydırmanızdır. Bunları ifade eden kişi olarak anlattıklarımı yaşamıyorum sanmayın, sizler gibi aynı durumları yaşıyorum. 

     Yükseköğretim Kurumlarına Geçiş Sınavı ve Lisans Yerleştirme Sınavı’na mezuna kalarak hazırlandım. Günler benim elimdeydi anlayacağınız. Günler benim elimdeydi ama onları bir başıma geçirmekten ziyade o zamanların meşhur ifadesiyle “etüte gittim” ve günümün önemli bir bölümünü orada geçirdim. Etütten geriye kalan akşam ve gece saatleri ise tamamen benim yönetimimdeydi. Şunu demeden geçmeyelim: her ne kadar etüte gittiğinizde başınızda öğretmen olsa da yerinizden kalkmayıp, uyarılmışlık düzeyinizi yükseltmek ya da düşürmek önemli ölçüde sizin elinizde.

     Uyarılmışlık düzeyi, eğitim bilimlerinde sıkça görülen bir kavramdır. Bu sıralar KPSS çalışmaya başladığım için bu kavramın daha işin giriş kısmında karşıma çıkmama gibi bir ihtimali yok. Uyarılmışlık düzeyi, sizin çevreden aldığınız uyarıcıları alma derecenizdir. Yetersiz uyarılmışlık, işe yoğunlaşmayı engelleyen etkenlerin fazla olduğu durumu ifade eder. Uykuyu alamamış olmak bu etkenlere klasik bir örnektir, günümüzde de en sık karşılaştığımız durumlardan. Sabah erken kalkıp ders çalışmak isteyen biri, her ne kadar kendi canı istese de uykusunu alamadığı için işe karşı uyarılması düşük olacaktır. Bunun tersi olan aşırı uyarılmışlıkta ise öğreneceğimize yoğunlaşmamız, dışarıya karşı çokça dönük olmamızdan dolayı engellenir. Aslına bakacak olursak bir şeye odaklanma hâlimiz fazla yoğun ise aşırı uyarılmışız diyebiliriz. Bu hâl ders çalışmaya da olabilir. Ne yetersiz ne de aşırı uyarılmış olmak bize bir fayda sağlamaz. Gerekli olan dersi bırakmamız gereken zaman bırakıp dönmemiz gereken zaman dönmeyi bilmemizdir. Genel uyarılmışlık hâli bizi bir yere kadar olumlu, bir yerden sonra da olumsuz etkiler.

     Bütün bu kavramlar odaklanma, uyarılmışlık düzeyi, dikkat dağınıklığı; bir şeylere başladığımız ortak bir noktada buluşuyor: O nokta “masa”dır. Ruhen, bedenen ve sosyal açıdan tam bir iyilik hâlini ifade eden sağlığınızı bozmadan, bir arkadaşça, bir yoldaşça sürecin içinde bulunduğunuz “masa” ile anlaşmanız gerekiyor. Cansız bir varlık olduğu aşikâr ama bazı şeylerde duygu ve düşüncelerin ne kadar önemli olduğunu bilirsiniz. Hoş manalar yüklemelisiniz, eğer seviyorsanız ya da sevmek istiyorsanız. Gün geçtikçe masaya yüklediğim anlamın “geleceğim” olduğunu anladım. Annemin babamın yüzünden çok, onu görüyordum desem yeridir. Yeri geliyor sevince ortak ediyor, yeri geliyor üzüntüme ortak ediyordum. Uyukluyordum, uyarılmış düzeyime göre arada dinleniyor ama yine de kendisinden ayrılmıyordum. Siyasete atıfta bulunacaksak eğer, bunu dava olarak düşünebiliriz. Bu bir dava ise bu davanın beşiği burasıydı. İtiraf etmem gerekirse sınav sürecinde düşlediğim özel eğitim öğretmenliğine bir davammışçasına baktım. Pişman mıyım? Doğal olarak değilim. Davanın konusu değişip okul öncesi olarak neticelense de arzulanan öğretmenlik idi. Yeni neslin bizim eserimiz olacağına inanan Başöğretmen Atatürk’ün izinde olmaya yönelmiş idim. O zamanlar öğretmenlerle ilgili vecizinden ziyade “Zafer, zafer benimdir diyebilenindir. Başarı ise başaracağım diye başlayarak sonunda başardım diyenindir.” sözünü gözümün önünde bulundurdum. Koyulduğunuz iş için o denli önemlidir böyle dokunuşlar. 

     Bu paragrafların sonuna geldiğimde ise uyguladığım tavrın etkisini şu anki işlerimde görebiliyorum. Ben ben diyerek yazıyorum ama böyle düşünenlerin de düşünmeyenlerin de sesiyim. Masaya oturmak lazım, hatta yorgunluğunu da tatmak. Şu an üstümde olan tatlı yorgunluğu…

Abone Ol 

Berktuğ Öztürk

Vefa, vicdan, içtenlik sözüyle yaşamda ve düşlerinde olan; Çukurova topraklarının başkenti Adana’dan olan, o toprakların Çukurova Üniversitesinde Okul Öncesi Öğretmenliği okuyan ve eğitim yöneticiliği üzerine kendini gerçekleştirmek isteyen, bu ideali için açıköğretimden kamu yönetimi de okuyan, gücünün bedeninde değil de sözünde, kaleminde olduğunu söyleyen 1998 Kozan doğumlu bir vatandaş.