MODERN KABİLENİN SON ÜYESİ

∎ Tahmini Okuma Süresi: 4 Dakika ∎

Sessizlik. Uyandığımda ilk fark ettiğim şey bu oldu. Çoğu zaman uyandığımda başımı kaldırmaya tenezzül edemediğimden yatak odamın pürüzlü tavanının kremsi renginin içine dalmaya başlar ve uyurken hissettiğim huzurumu aramaya koyulurdum. Maalesef hiçbir zaman başarılı olamadım. Ama bugün beni bunu yapmaktan alıkoyan sanki bütün dünyayı tek bir hamlede yutmuş olan sessizlikti. Sağır olmuş olma ihtimalimi düşünmeye başlamışken ılık bahar rüzgârının penceremden girip oda kapısına cereyan yaptırarak evdeki, hatta bütün sokaktaki sükûneti bozarak beni kendime getirdi ve bu anlamsız düşünceden uzaklaştırdı.

Evin içinde fazla durmayı sevmediğimden kendimi bir an önce dışarı attım ve yürümeye başladım. Gideceğim herhangi bir yer yoktu, sadece yürüyordum ve bunu uzun zamandır yapıyordum. Bir işim veya bir amacım yoktu. Ailem eğitimime önem göstermiş hatta başarılı biri olmam için çok uğraşmışlardı. Fakat ben üniversiteden öteye gidemedim. Diğer insanlar gibi iş bulabilir, kariyer yapabilir, belki hoş bir bayanla tanışıp kalan ömrümü onunla paylaşabilirdim. Açıkçası buna üşendim. Evet, çok saçma bir mazeret, kabul edilemez. En azından birçok insan için böyle. Benim içinse sadece yaşam biçimi. Yine de birçok insan benim bu halimi benimseyemiyor, daha doğrusu kabul etmek istemiyorlardı.

İnsanlardan bahsetmişken, yürümeye başladığımdan beri kimseyi görmemiştim. Biraz daha dolaşınca gerçekten kimsenin kalmadığını fark ettim. Bu bir şaka mıydı yoksa hala rüya mı görüyordum? Her ihtimale karşılık kolumu ufak bir acı hissedecek kadar sıktıktan sonra rüya olmadığını da anlamış oldum. Peki rüya değilse ne idi? Herkes nereye gitmişti? Sadece insanlar değil, herhangi bir canlı da göremiyor ve işitemiyordum. Kimse kalmamıştı. Öyleyse ne yapacaktım? Gerçi insanlara çok önem vermiyordum zaten. Onların bir yere gitmiş, kaybolmuş veya yok olmuş olması o kadar da umurumda değildi fakat meraklı birisi olmam ve içinde bulunduğum durumu tam anlamıyla kavrayamamış olmam sinirlerimi bozuyordu.

Bulunduğum şehri baştan aşağı dolaşabilir ve ufakta olsa bir hayat belirtisi arayabilirdim. Etrafta birisini bulma umuduyla saçma şekillerde bağırabilirdim. Normal bir insan bunları yapardı herhalde. Ama önceden de belirttiğim gibi biraz üşengeç bir insanım. Bu yüzden sadece uzun süredir yapmakta olduğumu yapmaya devam ederek yürümeye devam ettim. Kendi kendime verdiğim hükümler doğrultusunda şu an insanoğlunun geride kalmış son örneği -iyi bir örnek olmağım kesin- bendim. Bundan hüzün mü duymam gerek yoksa gurur mu? Madem tek başıma kalmıştım, aklıma eseni yapmakta özgürdüm. Bütün insanların ölmeden önce son kez yapmak istedikleri şeyleri yapabilirdim. Kural ve düzenin kalmasını gerektirecek bir durum kalmamıştı. Dediğim gibi etrafta dolaşıp başka bir insan bulabilirdim, belki de bu sayede insanlığın sonu değil yeni başlangıcına tanıklık ve önderlik edebilirdim. Yapılması gereken buydu evet. Tahmin edilebileceği gibi bunu yapmayacaktım. Bunun için cezalandırılabilirdim, belki de fırsatım varken insan ırkının devamını sağlayabilecek olan ben bundan vazgeçiyordum. Çok da umurumdaydı.

Evet, artık tam olarak idrak etmiştim. Dünyada canlı sayılabilecek bir ben kalmıştım. Peki, şu an ben yaşıyor muydum? Nefes alıyor, yürüyebiliyor, bir insana dair bütün işlevlerimi yerine getirebiliyordum. Tek sorun bunların bir anlamı kalmamış olmasıydı. Madem herkes gitmişti neden ben kalmak zorundaydım ki? İnsanları kıskandığımdan değil ama geride benim bırakılmış olmam içimde bir kırgınlığa sebep oldu. Gerçekten hepsi nasıl ortadan kaybolmuştu? Kıyamet yaşanmış ve unutulmuş olabilirdim ama Tanrı’nın böyle bir aksaklığı hesaplamış olduğundan emindim. Tanrı demişken, bütün bunlar olduğunda o neredeydi? Yoksa bütün her şeyi o mu planlamıştı? Bu beni cezalandırması mıydı, yoksa benimle eğlenme şekli mi? Sanırım bunu asla öğrenemeyeceğim.

Dünyadaki mutlak sessizlik beni rahatsız etmekte olsa da bir o kadar da huzur vericiydi. Tartışmalar yok, kavgalar yok, politik ve siyasi nedenler gibi ortaya çıkan kişisel ve toplumsal anlaşmazlıklar yok. Savaşlar bitmiş ve kalıcı barış sonunda yeryüzüne ulaşmıştı. Bunun olması için de galiba bütün bu kötü olaylara neden olmuş insanın sadece yok olması gerekiyordu. Doğru da bir seçimdi gerçi. Sonuçta insan dünyaya geldi, büyüdü ve gelişti, üredi ve çoğaldı, dünyaya dağıldı ve tüketti, en sonunda ise kaçınılmaz sonu olan ölüme kavuştu. Ve bu döngü sürekli devam etti. Zamanla sayıları arttı ve dünyayı farklı şekillerde öldürmeye devam ettiler. Dünyayı gün geçtikçe kirletti ve mahvettiler. Ve sonunda nesli tükenerek dünyanın insan gelmeden önceki huzuruna kavuşmasını sağladılar. Sanırsam dünyaya tek katkısı bu oldu insanın. Yok olmak.

Bu uzun yürüyüşe düşüncelerimin arasında kendimi unutmuştum. Benim için değişen pek bir şey yoktu. İnsanlar var iken de yalnızdım ve bundan hoşnuttum. Ama yaşadığım bu durum beni kendimle yüzleştiriyordu. Bütün insanlar gitmişti, bunun benim için hiçbir önemi yok muydu gerçekten? Sonuçta hâlâ aynı düşünce ve yaşam şekli ile devam ediyordum hayatıma. Ama yine de bir değişiklik olmalıydı. Bir şeyler eksikti. Madem insanlığın bu ani yok oluşu beni etkilemiyordu, neden var olmuşlardı ki? Aslında sorulması gereken soru bu değildi. Zira asıl soru insanlığın değil, benim var oluşumun sebebinin ne olduğuydu? Neden devam ediyordum ki bu anlamsız hayata? İnsanların neden ve nasıl ortadan kaybolduklarını bilmiyordum -ve artık umurumda da değildi- ama benim geride kalmam artık kafamda anlam kazanıyordu. Ben zaten ölüydüm. Çok uzum zamandan beri. Nefes alıyor, yürüyor veya bir insana dair tüm işlevlerimi yerine getirebiliyordum ama artık ruhumun sönmüş bir ışıktan fazlası olmadığını, taşıdığım bu bedene ise bir yükten fazlası olmadığına emindim.

Bulabildiğim yüksek binalardan birinin tepesine çıkmış, vücudumu kıyafetlerimden ayırmıştım, dünyaya geldiğim gibi gitmenin uygun olacağını düşündüm. Evet, kendi sonum için hazırdım. Elime de kırmızı bir elma almıştım. İnsanın dünyaya gelmesine sebep olmuş bu meyve, insan dünyadan ayrılırken de onun yanında olmayı hak ediyordu. Son bir şeyler söylemeli miyim diye düşündüm kendimce. Sonuçta tarihsel bir olaydı, aslında tarihi noktalayan son olay. Biraz düşündüm ama uygun sözleri bulamadım. Canımı sıksa da çok umursamadım. Derin bir nefes aldım ve ebedi huzuruma kavuşmak için boşluğa son adımımı attım.