TÜRK EFSANE: OKTAY SİNANOĞLU

∎ Tahmini Okuma Süresi: 3 Dakika ∎

   Merhabalar; şimdi karşımızda dünyanın en genç profesörü unvanına sahip, çözülemeyen problemleri ve kuramları çözüme kavuşturan, dünya tarihine ismini yazdırmış bir Türk efsanesi: Oktay Sinanoğlu.

   Aramızda hâlâ tanımayanlar illaki olacaktır. Sadece ismini duymuş olanlar ya da gerçekten hakkında bilgi sahibi olan şanslı insanlar da vardır. Burada hayatını ispat etmiş, gelecek nesillere ilham kaynağı olmuş bu kişiliği, kendimce tanıtmak için bulunuyorum. Yazıma, hayatı ile başlamak istiyorum.

   1935’te doğan Sinanoğlu, 1953’te Atatürk tarafından 1928 yılında kurulmuş TED Yenişehir Lisesi’ni burslu olarak okuyor ve birincilikle bitiriyor. Okulun bursuyla kimya mühendisliği okumak üzere ABD’ye gidiyor. 1956’da ABD Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley Kimya Mühendisliği’ni birincilikle bitiriyor. Buraya kadarki başarısı bizi zaten alıp götürdü. Tarihleri belli etmemin sebebi, kaç yaşında neler başardığını göstermek ve bu yazıyı okuyanlara ilham kaynağı olmasını sağlamaktır.

   1957’de Massachusetts Institute of Technology’yi (MIT) 8 ayda birincilikle bitirerek yüksek kimya Mühendisi oluyor. 1960’ta Yale Üniversitesi’nde “asistant professor” (yardımcı doçent) olarak çalışmaya başlıyor.

Oktay Sinanoğlu

   “Öğecik (atom) ve özdeciklerin (moleküllerin) çok eksicikli (elektronlu) kuramı” ile profesörlüğe adım atıyor. Temel fizik kanunlarından başlayarak çeşitli maddelerin kimyasal ve fiziksel özelliklerini bulmak için gerekli bu temel kuramla; 50 yıldır çözülemeyen bir matematik kuramını, bilim dünyasına kazandırmış oluyor. Ve bununla birlikte profesörlüğe yükseliyor. Yale Üniversitesi’ndeki profesörlüğünün yanında Harvard Üniversitesi’nde kendisinin bulduğu “yeni kuantum (nicem) kimyası ve fiziği” üzerine üst düzey dersler vermeye başlıyor. Alfred P. Sloan Ödülü’nü bu başarılarıyla kazanmış oluyor. Temmuz ayında Yale Üniversitesi’nde resmen “tüm” profesör oluyor.

   28 yaşında, son 100 yıldır Batı’da en genç yaşta profesör olan insan olarak Yale Üniversitesi tarafından dünyaya tanıtılıyor. Peki, bunları yaptı ama nasıl yaptı diye sormak lazım. Nasıl mı?

   Şöyle bir anısı var: Saat, gece yarısını geçeli çok olmuş. Âdet olduğu üzere ceketinin yakasına Atatürk rozeti takılmış, takım elbiseli 18 yaşında bir çocuk/genç. Elinde ileride en heyecanlı maceralarına eşlik edecek olan eski siyah bir bavul, cebinde 20 dolar ve iç cebinde annesinin diktiği bir adet 5 liralık altın; bir otelin resepsiyonunda durmuş, derdini anlatmaya çalışıyor. Geride bıraktığı 36 saatlik uçak ve otobüs yolculuğuna rağmen, kendine güvenli ve dimdik duruyor. Henüz jet motorlarının sivil havacılığa girmediği, uçakların kıtalar arası yolculuk yapabilmek için belli noktalarda inip yakıt ikmali yapmak zorunda olduğu zamanlar. Aksilik bu ya, otelde yer yok; şehirde de başka otel yok. Neyse ki, birkaç saatliğine lobideki koltuklardan birine kıvrılmasına izin veriyor karşılama görevlisi.

   Ertesi gün Kimya Mühendisliği Bölümü’ne kayıt olmak için geldiği Mizzuri Üniversitesi’nden gelip alıyorlar onu. Kayıt işlemleri tamamlanıyor fakat dersler çoktan başlamış, hatta vize dönemi gelmiş çatmış. İlk girdiği ders matematik. Hoca sınav defterlerini dağıtıyor ama “Sen yeni geldin, bu sınava girmene gerek yok” diyor, o ise kulağında hâlâ uğuldayan uçak motorunun sesinden kendi sesini duyamaz halde “Hayır, gireceğim.” diyor.

Sınav sonucu tüm okulu şoke ediyor: 100. Bir sonraki sınav kimya dersinden, sonuç yine aynı. Uzun yıllar sonra hayatını konu eden bir kitap[1] için bu anıyı anlatırken bizzat tabir ettiği şekliyle “okul birbirine giriyor” ve doğrudan 3. sınıf derslerine girmeye başlıyor.

  “Bilim yüzde 1 ilham, yüzde 99 terlemektir.”[2]

   Şimdi bunu okurken bazılarımız şaşırabilir, bu kadar da şans olmaz. Ama şaşılacak bir şey varsa o da bu Türk bilim insanını Türkiye’de yeterince tanımamış olmamızdır, onun başarı hikâyesinden ilham alamayışımız, onu yaşamından sonra tanımaya başlamamız ve bunları şansa bağlayışımızdır.

   Bu yazıda Oktay Sinanoğlu hakkında bir giriş yazısı yazmaya çalıştım. Elbette ki bu yazının devamı gelecektir. Çünkü Oktay Sinanoğlu bizim ilham almamız gereken bir yaşam hikâyesine ve tecrübesine sahiptir. Bu serinin devamı için sayfayı takipte kalmanızı öneriyorum.


[1] SİNANOĞLU, Oktay, Türk Aynştaynı, söyleşiyi yapan: Emine ÇAYKARA, Alfa Yayıncılık, 2007.
[2] Edward Teller (Hidrojen bombasının babası).

Zihni Zengin

Zihni Zengin

Kocaeli Üniversitesi Elektrik Mühendisliği 4. sınıf öğrencisiyim. Anladığım ve anlattıklarım gibi çok çalışmaya inanan, araştırmaya istekli biriyim ve iyi bir dinleyicim. Amaçlarım doğrultusunda kendimi geliştirirken etrafımdaki insanlara da fikirlerimle dokunmak istiyorum.