ÖLÜMLE DANS

∎ Tahmini Okuma Süresi: 6 Dakika ∎

Formula 1’in Türkiye’ye geri döndüğü bu vakitlerde, sizlerle bir hikâye paylaşmak istiyorum. Bu hikâye, insanoğlunun belki de en güçlü duygularından biri olan tutkunun hikâyesi. Ölümle yaşam arasındaki ince çizginin üstünde yapılan samba. Formula 1’in efsane pilotlarından Ayrton Senna’nın öyküsü.

Kendisi Brezilyalı toprak zengini bir babanın oğlu. Çoğu Brezilyalı sporcunun aksine varlıklı bir ailede yetişti Senna. Belki de hikâyesinin başlangıcı, doğan çoğu erkek çocukla aynıydı; arabalara olan tutku. Ama o bundan ileri gitti. Hem de bir iki değil, beş değil, on adım ileri gitti. Gelmiş geçmiş en büyük F1 pilotu oldu.

Senna henüz 13 yaşındayken ilk kart yarışına çıkmıştı. O zamanlarda Formula 1’in ilk Brezilyalı şampiyonu Emereson Fittipaldi; Senna’nın hayalini kurduğu, olmak istediği yerdeydi. Babası, Fittipaldi’ye şampiyonluk getiren motor ustası Tche’yi oğluna eğitmen olarak tutmuştu. Okuldan sonra koşa koşa ustasına giden çocuk, öğrenmeye başlamıştı ve başarılar ona doğru geliyordu. Sao Paulo, Güney Amerika, Le Mans, ve Portekiz’de kazanılmış ve kaybedilmiş onca şampiyonluğa rağmen Senna, gözünü hiçbir zaman en tepeden ayırmadı. Babasının beklentisi aile şirketini devam ettirebilecek şekilde eğitim almasıyken o, üniversiteyi yarıda bırakıp yarış pilotu olabilmek için Birleşik Krallık’a gitti. Geri döndüğünde rüyasını gerçeğe dönüştürebilmesi için sponsor desteğine ihtiyacı vardı. Arkadaşının yardımıyla FF1600’de deneme sürüşüne çıkan Senna, yetenekleriyle patronlarını etkilemeyi başardı ve Formula 3000’e girdi. Devamında Formula 3000’deki başarıları ve birinciliği, Frank Williams’ın ona teklif sunmasına neden oldu. Artık o, dönüşü olamayan viraja çok yaklaşmıştı. Toleman’ın takımıyla F1’deydi. 1984’te Monako’da Toleman ve Hart’ın takımıyla ilk F1 yarışına katılan 24 yaşındaki Senna, yağmurlu bir günde izleyenleri yetenekleriyle kendine hayran bıraktı. 1985’te Lotus takımına katılan efsane, Portekiz’de ilk Grand Prix yarışını kazandı. Şampiyonluğa uzanan merdivenleri üçer üçer çıkan Ayrton Senna, F1 hayranlarının belki de bir daha asla göremeyeceği rekabete vesile olan sözleşmeye imza attı. Artık dönemin bir diğer efsane pilotu olan Alain Prost ile McLaren çatısı altında yarışacaktı. Aralarındaki o tatlı sert sürtüşmeler, üstünden yıllar geçmesine rağmen anlatılarak bitirilemeyen o rekabet ve hırs…

Ayrton Senna neden mi efsane? Çünkü üstünden seneler geçmesine rağmen kırılmayan başarıları var. Senna, tekeriyle asfaltın arasındaki sürtünmeyi yok ederek efsane oldu.  65 F1 yarışına pole pozisyonunda (ilk sıra) başladı. Çoğu pilot yağmurdan nefret ederken kendisi kimsenin yanına yaklaşamadığı bir şekilde Monako’da 6 kez yarış kazandı. 1993’ün sonralarına doğru, Prost ve Senna arasında yaşanan uyuşmazlıklardan dolayı yolları ayrıldı. Prost 4. Şampiyonluğunu alıp F1’e veda ederken Senna ise son takımı olan Williams’a gitti.    

1993 yılında Williams, araçlar virajları dönerken daha iyi denge sağlayabilsin diye bir teknoloji geliştirdi. Onları şampiyon yapan bu teknoloji, 1994 yıllında FIA’nın (​Uluslararası Otomobil Federasyonu​) rekabeti korumak adına çıkarttığı ‘araçlarda sürüşü etkileyecek elektronik aksam olmayacak’ kuralı sebebiyle Williams’ın araçlarından çıkartıldı. Senna, yeni aracıyla test sürüşlerine başlamıştı ancak yetkililere aracın virajdan dönerken direksiyonu döndürmediğini ve aracın virajlarda titrediğini bildirdi. Bu ciddi bir sorun olacağa benziyordu.      

Takvim yaprakları 30 Nisan 1994’ü gösteriyordu. Senna sıralama turları için piste çıktı 1:21.548 ile turu tamamlayıp padoka döndü. Aracından inip televizyonda gördüğü manzara onu şoke etmişti. Roland Ratzenberger dik bir açıyla beton bariyerlere çarpıp ağır bir şekilde yaralanmıştı. Doktorlar Roland’a müdahale ederken yarış 25 dakika durdu. Ancak Williams ve Benetton’un da dahil olduğu birkaç takım sıralama turlarına devam etmedi. Olayların ardından hastaneden yapılan açıklama Ratzenberger’in kurtulamadığı yönündeydi.  

VE SON VİRAJ:  1 Mayıs 1994… Bir çocukluk hayali onu 3 defa dünya şampiyonu yapmıştı. Olmak istediği yerde, başarılarına bir yenisini daha katmak için ter döküyordu. Tutkusu onu birçok insanın hayalini kurduğu, olmak istediği yere getirdi. Hayatta en mutlu olduğu yer 4 tekerin arasında kutu kadar bir alandı. Yaşanılan her şeye rağmen pes etmeyen dünyanın en yetenekli pilotu, son kez olduğunu bilmeden motoru çalıştırdı ve yeni bir şampiyonluk için gaza bastı. Yarışın başlamasıyla birlikte motoru çalışmayan Benetton sürücüsü J. J. Lehto, pist üzerinde kaldı. Arka taraftan kalkan Lamy, açısı olmadığı için Lehto’ya çarptı ve ardından araçlar paramparça oldu. Hemen güvenlik aracı piste girip 5 tur boyunca pistte kaldı.

Yarışın 7. Turunda, dönüşü olmayan o yere girdi Senna. Saatte 306 km hızla Tamburello virajına geldi. Yarış mühendislerine söylediği gibi direksiyonu dönmedi ve pistten çıkıp bariyerlere çarptı. Kazadan hemen sonra Senna aracının içinde hareketsiz bir şekilde duruyordu. Televizyonda hayranları donup kalmışken ekibi monitörlere bakamıyordu. Telsizlerden ciddi bir yaralanma olduğu haberi geldi. Tüm dünyanın gözü önünde ambulans helikopter piste indi ve Ayrton Senna’nın bedeni araçtan çıkartıldı. Kan izleri çok net bir şekilde belli olurken Senna’nın hafifçe başını hareket ettirmesi bir umut olmuştu sevenleri için. Senna’nın kafasındaki yaralanmalardan ötürü ciddi bir beyin travması yaşadığını düşünen doktorlar, 1 dakika 9 saniye sonra yarışı tamamen durdurdu. Yaklaşık 10 dakika sonra eşi benzeri görülmemiş bir hata yapıldı. Larrousse takımı pilotlarından Erik Comas’a piste geri dönebilirsin mesajı gönderdi. Bunu duyan Erik piste çıktı. Erik kazanın olduğu yere doğru son sürat yaklaşırken pist görevlileri başka bir facia yaşanmasın diye Erik’i durdurmaya çalışıyordu. Virajda Comas’ın önüne geçen güvenlik aracı onu son anda durdurdu. İşin enteresan boyutu şudur ki; 1992 yılında kaza yapan Erik Comas’a yolun ortasında durup aracından fırlayarak yardım eden kişi,10 dakika önce son sürat viraja çarpan kişiyle aynıydı. Erik Comas, kendi yaşadığı kazadan sonra çıkıp: “Eğer Senna gelip aracımın motorunu kapatmasaydı araç alev alıp patlayacaktı, Senna benim hayatımı kurtardı.” şeklinde bir açıklama yapmıştır.

Sosyal Medya Düzenlemesi Banner

Dönemin F1 sağlık ekibinin başı olan beyin cerrahı Prof. Syden Watkinks yerde yatan Senna’ya olay yerinde ilk müdahaleyi yaptı. Watkins daha sonra şunları söyledi: “Çok kötü görünüyordu. Göz kapaklarını kaldırdığımda, beyninde çok ciddi bir hasar olduğu ortadaydı. Kokpitten çıkarıp yere yatırdık. Bir an iç çeker gibi oldu; tam bir agnostik olsam da, o an ruhunun ayrıldığını hissettim.” İşin belki de en acıklı tarafı şu ki hemşireler hastanede Senna’nın üstünde Avusturya bayrağı buldular. Senna, yarıştan sonra kendisinden bir gün önce ölen Roland Ratzenberger anısına sallamak için o bayrakla yarışa çıkmıştı.

Dünyanın en iyi kalpli, en güzel, en yetenekli pilotu Ayrton Senna 5 Mayıs 1994’te Sao Paulo şehrinde devlet töreniyle toprağa gömüldü. 500.000 kişinin katıldığı törende bir zamanlar takım arkadaşı olan ve ezeli rakibi Alain Prost’ta tabutunu taşıyanların arasındaydı. Yeteneği ve azmi onu dünyanın en tepesine çıkartırken tutkusu ölümüne sebep oldu. Koca bir kuşağa rol model olan Ayrton Senna ışıklar içinde uyu… 

                                                                                                               

Avatar

Ömer Bolukçu

1999 yılında Erzurum’da dünyaya gelen Ömer Bolukçu lisans eğitimine Işık Üniversitesi Siyaset Bilimi bölümünde devam etmektedir. Eğitiminin yanında aktif siyasetle de ilgilenen Bolukçu, Specter Medya'da Politika ve Spor kategorilerinde içerikler üretmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir