TARİHİMİZDE YILBAŞI KUTLAMALARI

Abone Ol 

∎ Tahmini Okuma Süresi: 5 Dakika ∎

Yılbaşı ve noel günleri; yakın olmalarından ötürü karıştırılan, Türkiye’de de sık sık “kutlanmalı mı” başlığı altında gündeme gelen tartışma konularıdır. Yılbaşı günü, miladi takvimin başlangıç günü sebebiyle kutlanmakla beraber; Noel, Hristiyanlar tarafından “kurtarıcı Mesih” olarak kabul edilen Hz. İsa’nın doğum gününün kutlandığı gündür. 

     Yılbaşı kutlanmalı mı, kutlanmamalı mı? Bu tartışmayı bir kenara bırakıp, çok fazla gündeme gelmeyen bizim kültürümüzdeki yılbaşı kutlamalarını inceleyelim.

     İslamiyet öncesi Türk tarihini incelediğimizde karşımıza Nardugan Bayramı çıkmaktadır.  Bu bayram, bir tür Pagan inancı olarak nitelendirilmektedir. Dünyaca ünlü Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ ise bugün hakkında “Gündüzün geceyi yendiği 21 Aralık’taki bayram ‘Nar-Dugan’, Orta Asya Türklerindendir. Kutsal akçamdan aldıkları dala kurdelelere dileklerini, isteklerini, yeni yıldan beklentilerini yazarlar. İznik’te 325 yılında toplanan ilk evrensel Hristiyan konseyi, Anadolu’daki çam ağacını alarak bugünkü kutlamalara getiriyor. Akçam, eski Türklerde dünyanın merkezindeki kutsal yaşam ağacıdır. Anadolu halı ve kilim desenlerinde vardır. Nardugan’da insanlar evlerini temizler, en iyi elbiselerini giyerdi. Ağacın etrafında dans edip şarkı söylerler, yaşlılar ziyaret edilirdi. Aileler bir arada olur, özel yemekler yenirdi. İnsanlığın koruyucusu Ülgen, uzun sakallı ve pelerinliydi. İznik konsülü tarafından bugünkü Noel inancına çevrildi. İsa’nın yaşadığı topraklarda çam ağacı yetişmez. Türklerin Avrupa’ya geçişiyle Hıristiyanlarca alınmıştır. Sonbaharda doğan İsa’nın doğumu için 25 Aralık tarihi birkaç asır sonra seçilmiştir.” diyerek görüşlerini belirtmiştir. Yılbaşı için olmasa da, Osmanlı’da saray düğünlerinde çam ağacı süslendiği sanat eserlerinde resmedilmiş. Bu süslemelerin Orta Asya Türklerinden geldiği düşünülmekle beraber, kimi tarihçiler bu geleneği Hititler ve Frigler’e de dayandırmaktadır.

İslamiyet sonrası Türk tarihini incelediğimizde, Osmanlı Devleti’nin kullandığı hicri takvimin ilk ayı olması nedeniyle muharrem ayını konuyla ilişkilendirerek gözlemlemek yerinde olacaktır. Osmanlı döneminde hicri yılbaşı olması nedeniyle muharrem ayında padişahlar “Muharremiye” adı verilen hediyeler vermişlerdir. Osmanlı sultanları, bu ayın içerisinde tekke ve zaviyelere çeşitli hediyeler dağıtmışlardır. Bu özel hediyeler hırka baha, entâri baha, niyaz, kurbâniye, ramazaniye, îdiye, nevrûziye gibi isimlerle ifadelendirilmiştir.

Muazzez İlmiye Çığ: Noel geleneğinin kökeni Orta Asya’da kutlanan ‘Nardugan Bayramı’, DW Türkçe röportajı. (Erişim için tıklayın.)
(Ayrıca bknz: Muazzez İlmiye Çığ, Çam Bayramı, Kaynak Yayınları, 2020.)

     Osmanlı’da ilk yılbaşı Lale Devri padişahı III. Ahmet döneminde kutlanmıştır. 1 Muharrem 1129 tarihli mecmuada yeni yıl tebriki için yer alan şu beyit, III. Ahmed dönemindeki bu kutlama ve tebriklerin yazılı kanıtı olmuştur: 

“Yazıldı hame-ı kudretle çarha bu tarih 
Mübârek ola şâhinşâha Mâh-ı sâl-ı cedîd” 

     Vakanüvis Lütfî Efendi’nin verdiği bilgilerden, devlet erkânının sultanı ziyaretleri üzerine bir kabul (rikâb) merasimi yapıldığı ve bu merasimin ardından da sultanın Babıâli’yi ziyaret ederek Meclis-i Ahkâm-ı Adliye’deki dairelerine gittikleri anlaşılmaktadır. 

     1263 yılında ise Ahmet Lütfi Efendi’nin Abdülmecîd Hân’a yeni yıl iyi dileğini yazdığı beyit ise şöyledir:
“Tarih-i ferâh-fâlini
Nazm eyledi Lütfi kulu
Mes’ud ede nev-sâlini
Abdülmecîd Hân’a Allah”

     Osmanlı tarihini incelediğimiz takdirde bunun gibi birçok beyitle karşılaşmaktayız. Mecmua örneği olarak da Tasvir-i Efkar’da yayınlanan tebriknameyi örnek gösterebiliriz:

Bugün bütün ruy-ı zemindeki (yeryüzündeki) ehl-i İslam, Sal-i cedid-i hicrinin şeref-i hululünü idrak ediyor. Tarih-i hicri, ibtidasından bu ana değin, bu kadar umumi ve bu derece ulvi bir kıyam-ı islama şahid olmamıştı. ehl-i dinin halas ve istiklali müjde-i beşaretini hamil olan 1333 sene-i hicriyesi, öyle kanaat ediyoruz ki, İslam’da ikinci ve mesud bir mebde-i tarih olacaktır. Bu hususiyeti ve ehemmiyeti iledir ki, yeni müslüman senesini bütün dindaşlarımıza tebrik eder ve cuyuş-ı islamın zafer ve nusreti daavatını ref’-i bargah-ı cenab-ı Rabb-ı zü’l-celal eyleriz.” (1 Muharrem 1333 Tasvir-i Efkar Gazetesi)

Refik Halit KARAY da saraydaki yılbaşı kutlamalarını şöyle anlatmaktadır: “Muharremin birinci günü teşrifata dahil olan zevat davetname gelmemekle beraber Yıldız Sarayına gider, yüz yüze gelmeden Padişaha tebrikâtını arz ederdi. Bir defa babam beni de önüne katıp götürmüştü. Herkes bekleme halinde. Nedir bekledikleri? Öğrendim nihayet; yan taraftan bir kapı açılırdı, redingotlu üç efendi göründü. Arkalarında da birkaç kişi daha. Bu sonuncuların ellerinde ufacık torbacıklar var. İlk giren üç efendiden biri dolgun vücutlu. Bir noktaya daha dikkat edivermişim: Sırtındaki redingotun içi kürkle kaplı, kenarından görünüyor. O zat konuşmadı; yanındaki zayıf ve silik adam ise bir şeyler mırıldandı. Galiba Hünkârın (Padişah) selâm ve teşekkürünü tebliğ etmişti. Kalabalık uğuldadı. Derken torbalar açıldı. Yaklaşana çil çil birer çeyrek altın dağıtılıyordu. Babam yanaşmadı, tabiatıyla ben de alarga durdum. Merasimden boş çıktık. Dolgun zat baş mabeyinci Hacı Ali Paşa imiş zayıfı da adı ile, sanı ile Arap İzzet Paşa. Resmî ünvanı şu idi: Karîni Sanîi Hazreti Padişahî.”

     Atlamadan geçemeyeceğimiz bir husus da İslamiyet’te muharrem ayının aynı zamanda bir yas ayı olmasıdır. Hz. Hüseyin’in Kerbela’da şehit edilmesinin yıl dönümü olan Muharrem ayı bir şenlik şeklinde kutlanmazdı. Hicri takvimin ilk ayı Muharrem ayına denk gelmemiş olsaydı şenlik şeklinde kutlanır mıydı bilinmez, işin içine tarih girdiği için muamma olarak kalmakta.     Cumhuriyet dönemine geldiğimizde ise yılbaşı 1926’da miladi takvimi kabul edilişimizle yeni tarihinde kutlanmaya başlanmıştır.  1926’yı 1927’ye bağlayan gün, tesadüf eseri hafta sonu tatiline denk gelmiştir. O günkü yılbaşı eğlenceleri büyük ilgi görmüş ve halk sabaha kadar eğlenmiştir.

Elektrik İdaresi de ilk kez o gece, saat 12’de kentin ışıklarını bir dakika söndürmüştür. Sonrasında da yılbaşı, halkın çoğunluğu tarafından ilgiyle kutlanmıştır ancak kutlanmalı mı kutlanmamalı mı tartışmaları gündemden hiç eksik olmamıştır.
Refik Halid Karay, “Eski ve Yeni Yılbaşı Geceleri”, Panorama, C.1, No.9 (Ocak 1955) s.4-5.

Geçmişte bulamadıklarımızı “belki o sene bu senedir” umuduyla aradığımız, çoğunlukla bu felsefeyle kutladığımız yeni yılımızda, hepimizin aradığını bulması temennisiyle.

Abone Ol