TARİHİN YAKIN ŞAHİTLERİ: SAVAŞ MUHABİRLİĞİ

∎ Tahmini Okuma Süresi: 3 Dakika ∎

    Sıcak savaş yapılan bir yere gidip orayla alakalı bilgi toplayan, olayları gözlemleyen insanlar savaş muhabiridir. Tanımı basit gibi görünse de hiç sanıldığı kadar basit bir meslek değil. Bin bir türlü zorluklarla çevrilidir. Gelin biraz yakından bakalım, ateşe yürüyüp korkmayan muhabirlerin çektiği sıkıntılara ve tarihe yakından şahit olmanın verdiği o tutkuya. 

     Son yüzyıllarda savaş muhabirliğini savaşların çoğalmasıyla birlikte daha çok duyar olduk. Irak’ta, Suriye’de, yakın savaş bölgelerinin yoğun olduğu bu yerlerde savaşlar fazlalaştıkça korkusuz gazetecilere de ihtiyaç arttı. Burada bir parantez açalım ve savaş muhabirlerinin verdiği “korkusuz” izlenime bir aslında ekleyelim: onlar da birer insan ve acının izlerine en derinden şahitlik etmeleri bu mesleği zor kılan yönlerden bir tanesi. Savaş anında gazeteciler panikten arınıp olayın olduğu yerde (yer ne kadar tehlikeli olursa olsun) bilgi ve içerik toplamaya çalışırlar. Bunun yanında, oradaki insanların da fikirlerini alırlar ki biz buna “kaynak” diyoruz. Oradaki insanlarla birlikte aynı kaderi paylaşırken ve tarihe şahit olurken tehlikenin en acımasız olduğu anda bile soğukkanlılık, adeta bu meslek için olmazsa olmazdır.

     Savaşta gerçeklik ulaşılması zor olan bir konudur. Savaşın olduğu ülkelerdeki hakim güçler, bazen gazetecilerin o bölgede çekim yapmamasını isteyebilir. Ya da bunun medyaya nasıl yansıtılacağı konusunda çekinceleri olabilir çünkü gazeteci haberini tüm dünyayla paylaştığı zaman o ülkelerin imajlarının zedeleneceğinden korkarlar. Yanlış bir söz veya bir kelime, o ülkeyi size karşı düşman etmeye yetebilir. Bu yüzden gazeteciler, haberin gidişatını yönetmek isteyen devletler tarafından bazen tehditler alır. Gazeteci baskı altında olsa da haberi bir şekilde en objektif haliyle yansıtıp kamuoyuyla paylaşmak durumundadır çünkü bu onun mesleki görevidir. 

     Gazeteci için tehlike, bir zaman sonra normal olur ve bağımlılık haline gelebilir. Bir yerde savaş olduğunda “Hadi artık gidelim.” düşüncesi uyanır içinde. Bu başka insanlara tuhaf gelse de zamanla onlar için sıradan bir durum hâlini alır. Yıllar içinde bu bağımlılık gelişir; televizyonda, bir yerlerde bir savaşın var olduğunu duyunca gazetecide bir an önce orada olmak ve gidip çekim yapmak isteği uyanır. Bir yandan insan olmak ve savaşlara karşı çıkmak gibi bir görevleri vardır ve bir yandan da bu savaşlar onlar için –tüm dünyaya duyurmak ve haber yapmak amacı çerçevesinde- bir tutku haline gelir. Bu iki zıt durumun yarattığı ruh halini savaştan geldikten sonra bir şekilde dengelemeyi başarırlar veya yardım alırlar.

     Savaşta, muhabirler için zor olan birçok nokta olduğu kadar orada geride kalanların çektikleri sıkıntılar da çok zordur. Her savaştan askeri güç olarak, oranın halkı olarak etkilenen binlerce insan vardır; filler tepişir, çimenler ezilir. Gazeteciler savaşı çeker ve gelir, bir şekilde unuturlar, sıradan yaşamlarına uyum sağlamaya çalışırlar. Fakat diğer insanlar bunun acısını yıllar geçse de unutamaz. Geride ölümler, izler, yaralılar ve yaralar kalır. Geçmiş korkunç bir gölge gibi takip eder insanları.

     Neticede zor bir meslektir savaş muhabirliği. Burada saydıklarım çektikleri zorlukların çok az bir kısmı. Uykusuzluk, açlık, tehlike, tehdit hepsiyle aynı anda mücadele ederler; haberi yazma aşkı ayakta tutar gazetecileri. Zor fakat tarihin yazımına ilk elden şahit olurken bu savaşları da vermek kaçınılmazdır.

Dilara Kurt

Dilara Kurt

1996 İzmit doğumluyum.Aslen babam Erzurum, annem Bayburtlu. İlkokulu General Edip Bayoğlu İlköğretim Okulunda okudum. Liseyi Mustafa Kemal Lisesinde tamamladım. Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunuyum. Okulun haber ajansında birkaç haber yazdım. Diksiyon, İngilizce ve Bilgisayar kurslarına gittim. Amatör olarak koşu yapıyorum ve bunun yanında kitap okumayı, fotoğraf çekmeyiseviyorum. Yakın bir tarihte bir haber ajansında işe başlamayı düşünüyorum.