UMMALARA YATIRIM

∎ Tahmini Okuma Süresi: 3 Dakika ∎

   Ellerini açmış duasını ediyordu ve diyordu ki: “Allah’ım bahara kovidin k’sini bile konuşmayacak olmayı ve okulların açılmasını diliyorum, kabul eyle…” Dualar da bir bakıma ummalarımızdır. Ummalarımız; gerçekleşmesini Allah’a bıraktığımız, Türkçe’de yakarış dediğimiz, Arapça’da dua olarak ettiğimizdir. Dua, yakarış kelimesine göre daha sıcak duruyor. Böyle hissetmeye meylettiren belki de yakarış kelimesindeki “yakar” kısmı olabilir. Unutmamamız gerekir ki dualarımızın kimisinde, yakarış kelimesinin hakkını verdiğimiz anlar da oluyor. 

   Tesadüflerden söz etmiştim, Tesadüflerin Hikâyesi adlı yazımda. Umarım tesadüflere inanmışsınızdır. İnanmasanız dahi benim tesadüflerimi hayra yorunuz. Az önce tesadüflere inanmanızı “umdum”; işte, tesadüften kaçılır ama ummaktan kaçılmaz. Bizler umduklarımızla yaşıyoruz ummam dediğimiz zaman bile. 

Sosyal Medya Düzenlemesi Banner

   Düşler ve ummak paralel midir? Korona virüsünün geçmesi, okuluma kavuşmak, ardından Yeditepeli diye addettiğim İstanbul’a bir daha gidip oraları sevmeme neden olan her şeye kavuşma isteğim, düşüm olmasının yanı sıra umduğum da olmuştur. Bir kaçınılmaz daha var ki ben bu cümleyi kurarken aklım gidiveriyor düşüne. Umma niyetiyle kursam da düş oluyor bir anda. Varsın ummalar düş olsun, düşün de gerçekleştiği zamana varalım. O zaman düşlemeye karşı olanlar bu hakikat karşısında lal olup kalacaklar. 

   Kimi zaman da gerçekleşmesine pek olasılık vermediğimiz şeyler için “umarım” diyoruz. Bu “umarım” ile, yine gerçekleşmesini ummaya niyetimizin olmadığı anlara özel dediğimiz şekliyle “inşallah” arasında ne kadar fark vardır? Bence hiç. Ne umarım demeyi ne de inşallah demeyi içimize sinmeden, yüreğimiz istemeden söylemeyelim. Diyelim ki söyledik, zaten Türkçe zengin bir dil ki söyleminizden kendinizi ele veriyorsunuz. Seslerin olmadığı yerde ise attığınız mesaj, tutumunuzdan dolayı kendini ele veriyor umutsuzca ummanıza, inşallahınıza…

   Olumsuzluklara kızmamız bir yana dursun, ummak ile ilgili en güzel durum: şartların zorluğuna rağmen ummaya devam etmek ve gün gelince bu ummaların karşılık bulacağına inanmak. Ne yalan söyleyeyim, ben baharın bambaşka bir bahar olacağına inanıyorum. İnanmama neden olan şey içimden gelenler. Önceleri “Olursa bahara olmazsa diğer güze. Ummaktan başka yol var mı? Yok. Ummaya engel de yok” derdim. Hâlâ da denilesi bir söz bence. Maddiyatını ödemeden maneviyatta da sizi yormayacak bir yatırımdır ummak. Bu yazıyı yazmadan önce kullandım “Ummalara yatırım yapıyorum” diye. O yatırımın vadesi geldiğinde hakkımca, hatta fazlasıyla karşılığını alacağım. Öyle ki benim yatırımımın bir özelliği de karşılığını bir benim almayacak olmamdır. İyilikleri, güzellikleri her şeye rağmen herkese dilemeli, ummalı insan.

Instagram Banner

   Ummadığımız anda umulası şeyler de gelmez mi? Gelir efendim gelir. Tesadüflerin Hikâyesi yazımda anlattığım İstanbul anıları -sonrasında ve hâlâ da tazeliğini koruyan güzellikler- ummadığım anda umulası şeylerden. Bir hazine keşfetmiş gibi hissediyorum. Gencim, daha nice ummalar ve bunların gerçekleşmesi için zamanım var ama 22 yaşıma dolu bir sandık ile geldim. O sandığın nazar boncuğu korona virüsü idi ama boncuğun yerinden söküleceği günler de gelecek. O zaman nazardan ne koruyacak derseniz ummalarınızın karşılığında kendinizde ve karşınızdakinde bıraktığınız içten bir tebessüm, bir de yaradana bu güzelliklerin şükrü için yakarmamız.

Vefa, vicdan ve içtenlikle…

Berktuğ Öztürk

Berktuğ Öztürk

Vefa, vicdan, içtenlik sözüyle yaşamda ve düşlerinde olan; Çukurova topraklarının başkenti Adana’dan olan, o toprakların Çukurova Üniversitesinde Okul Öncesi Öğretmenliği okuyan ve eğitim yöneticiliği üzerine kendini gerçekleştirmek isteyen, bu ideali için açıköğretimden kamu yönetimi de okuyan, gücünün bedeninde değil de sözünde, kaleminde olduğunu söyleyen 1998 Kozan doğumlu bir vatandaş.