SİBER TOPLUM ÇAĞINDA YENİ BİR MAHREMİYET ALGISI

Abone Ol 

∎ Tahmini Okuma Süresi: 5 Dakika ∎

   İçinde yaşadığımız toplum geçmişteki diğer toplum türlerinin geçirdiği evrimlere nazaran daha hızlı bir değişim içerisinde evrilmektedir. Biz bugün post-modern, radikal modern, kapitalist dönemi konuşmuyor; ikinci modernlikten (geç modernlikten) bahsediyor, sanal gerçeklik çağında sosyal medya döneminden bahsediyoruz.

   Durkheim, kendi yaşadığı çağı “süreksizlik çağı” olarak tanımlamış, ondan yüzyıl sonra yaşayan bizler ise bugünü sanal çağ ilan ediyoruz ve “süreksizliğin sürekliliği” çağını yaşıyoruz. Siber (sanal) âlemde benliğimizi gerçekleştiriyor, orada sevinçlerimizi paylaşıyor, mutlu oluyor, üzülüyor, orayla uyanıp, orayla günü itmam ediyoruz. Bütün bunlar seyir hâlindeyken, mahremiyet olgusu da payını alarak değişime duçar oluyor. 

   Bugün artık bizler, kendi dönemimiz içerisinde adeta bütün benliğimizi ortaya serdiğimiz; siber toplum öncesi başkalarından, namahrem düşüncesiyle hareket ederek sakındığımız ve sakındırdığımız “şeyleri” milyonların gözlerinin önüne sermiş bir toplum anlayışına evrilmiş durumdayız. 

“…mahremiyet olgusu bütünüyle yok olmamakta, yeni bir mahremiyet algısı ortaya konmuş olmaktadır.”

   Sanal gerçeklik çağında mahremiyet bütünüyle ortadan kalkmamış, aksine dönüşüme uğramıştır. Kişiler kendilerini sanal medyada görünür hale getirdiklerinde, paylaştıkları şeyin mutlak anlamda mahrem dışı olduğunu söylemeyip adını değiştirmiş oluyorlar. Böylelikle mahremiyet olgusu bütünüyle yok olmamakta, yeni bir mahremiyet algısı ortaya konmuş olmaktadır. Kişiler kendilerine yöneltilebilecek eleştirilere “bu benim tarzım, bu benim ahlak anlayışım, bu benim yaşam biçimim” şeklinde cevaplar vererek mahremiyet olgusuna yeni bir dönüşüm (!) kazandırıyorlar. Nihayetinde siber toplumda kişiler kendilerine yeni bir meşruiyet alanı açıyor ve ahlak anlayışı değişken, kişiye özel bir hâl almış oluyor.

Instagram Banner

   Mahrem ya da namahrem tanımlaması, sosyal medya ayarları aracılığıyla kişilerin kendilerinin karar verdikleri bir durum olmuş yani mahremiyet önceden belirli olan ilkeler ekseninde değil, kişiler tarafından oluşturulan, sürekli değiştirilebilen bir kavrama dönüştürülerek içeriği boşaltılmıştır.

   Bu durumun en büyük itici gücü ise “görünür olma” arzusu. Bu görünürlük yeri geldiğinde mahrem olanın da teşhir edilmesini gerektiriyor. Bu âlemde durum öyle bir hâl almış ki adeta “görünmezlik” suç olmuş. Örneğin uzun bir müddet gözler önünde olmayan, paylaşımda bulunmayan bir kimse için hemen bir merak oluşmakta, adeta onun görünmez oluşu suç olarak algılanmaktadır. Bunun bir sonucu olarak; bu alanın dışında kalanlar, siber toplumun dışına itilmiş oluyor.

“…sanal âlem özgünlükle her türlü kusuru örtüyor.”

   Siber toplumda bilinmek, var olmak; haklı ya da etik olma üzerinden değil bu topluma dâhil olma, özgün olma üzerinden tanımlamıştır. Özgün olmak, her türlü meşruiyeti içerisinde barındırmaktadır. Dini öğretilere ya da toplumun normlarına ters olan herhangi bir hareket, üslup ve hâl; özgün olma ile açıklandığında meşruiyet kazanıyor, sanal âlem özgünlükle her türlü kusuru örtüyor.

   Diğer taraftan, bu mecrada alanında uzman olmanın içi boşaltılmış, herkes bilirkişi olmuştur. Burada kişiler kendilerini olmadıkları şekliyle tarif ederek, farklı biri gibi tanıtarak çoklu kimlik oluşturmuşlardır. 

   Kişilere sunulan her bir beğeni, karşı tarafa adeta onay veriyor. Bu durum aynı zamanda kişide bir tutsak olma hali meydana getiriyor.

   Denilebilir ki, sosyal medya alanında kişi adedince mahremiyet algısı ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla bugün “bana göre” mahrem olan şey yarın namahrem olabilir. Söz konusu siber toplumda kişi adedince mahremiyet algısı varsa bu durumda tek bir mahremiyetten de söz edilemez.

   Sanayi toplumunda var olmuş olan kapitalizm, nasıl ki her şeyi metalaştırmasıyla öne çıkmışsa, aynı şekilde bugünkü siber toplumda da sanal metalaşma var. Kapitalizm nasıl ki emek ve değer gibi soyut anlayışları metalaştırdıysa aynı şekilde bugünkü siber toplumda sanal medya, maddi ve manevi değere ait ne varsa salt meta haline dönüştürme işini başlatmıştır. Diğer bir ifade ile değerler değişmiş, vurgu kaymıştır.

   “Reel hayatta tanıdığımız kişileri sosyal alanda gizleyerek namahrem kişilere, namahrem kişileri ise mahremimiz haline getirebiliyoruz.”

   Mahremin kamulaştırılması; özelliklerimizden, sevdiklerimizden, beğenilerimizden, zaaflarımızdan acılarımıza kadar her özelliğimizin en yakınımız tarafından bilindiği kadar başkaları tarafından da bilinmesidir. 

   Ailemize, en yakın addettiğimiz kişilere bile kapalı olup “ötekilere” açık olan, insanlarla paylaştığımız ama en yakınlarımızla paylaşmadığımız şeylerle şekillenen yeni sınırlar, ters yüz edilmiş bir mahremiyet algısının neticesidir. Reel hayatta tanıdığımız, mahrem olarak addettiğimiz kişileri sosyal alanda gizleyerek (engellenerek) namahrem kişilere; namahrem kişileri ise mahrem alanımıza tek tıkla alarak mahremimiz haline getirebiliyoruz. Buradaki yakınlık, bağların önceden kurulmuş olmasını gerektirmiyor. Sanal yakınlıkta önemli olan, iletişimle ilişkinin birbirine bağlanmış olması. Bu bağlılık reel hayattaki ilişkilerden daha az masraflı, daha az uğraş gerektiriyor çünkü reel hayattaki ilişkilerimizde bir bedel ödemek durumundayız. Rastgele birini hayatımıza dâhil edemediğimiz gibi istemediğimiz bir anda, bir tıkla hayatımızdan da çıkaramayız. Oysa sosyal medyada saniyeler içerisinde bir kimseyle arkadaş olabilir; bize muhalif olan, olumsuz eleştiride bulunan kimselere tahammül etmeden tek tıkla onları mahrem alanımızdan çıkartabiliriz. Fakat gerçek yaşamımızdaki ilişkilerin maddi ve manevi sorumluluğu daha ağırdır. 

   Siber toplumun sacayaklarından biri olan sosyal medya; bize çaba göstermeden elde edilen bir statü sağlamış, sanal kimlikler oluşturarak kendimizi o şekilde var etme olanağı sunmuştur. Nasıl kapitalist dönemde emeğe yabancılaşma olmuşsa, aynı şekilde sosyal medya da kişileri kendisine yabancılaştırmıştır. Kendisini burada var etme arayışına giren birey; gerçekte olmayan yeni bir benlik inşa etmiş, bunu gerçekleştirirken de her yolu kendisine mübah telakki etmiş, mahrem olanla olmayanı ayırt etmeden her şeyi ifşa yoluna giderek kendisini dinamik tutmaya çalışmıştır. Bunun acı neticesi olarak ise mahremiyetin içi boşaltılmış, yalınlaştırılmış; sana göre mahremiyet, bana göre mahremiyet söylemleri yaygınlaşarak toplumun temel dinamiklerinden olan değer hiçe sayılmıştır.

   Mahremiyet artık dönüşmüştür.


Tüm Psikoloji içeriklerimize buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Abone Ol 

Sevdenur Örsdemir

Pozitif bir bilim dalı olan psikoloji alanında bilgi araştırmacısı ve talebesidir. Kültür, sanat ve edebiyat alanlarıyla da ilgilenerek Specter Medya bünyesinde içerik üretmektedir.